Oslo süreciyle ilgili yılların biriken hayal kırıklığının zirvesiydi. Bu süreç, Filistinlilere özgürlük, bağımsızlık getirmemiş, işgalin sona ermesini saglamamıștı. Bununla birlikte, ilk anlaşmaların imzalanmasından bu yana, nüfusu %70'in üzerinde artan yerlesim yerlerinin genişlemesini de durduramamıştı.Aslında Oslo, İsrail'in, en az Filistinliyle en fazla toprağı elinde tutma hedefine hizmet etmişti. Anlașmalar Batı Șeria'yi her biri Israil kontrolüyle çevrili, sinırlı özerk yönetime sahip 165 adaya bölmüştü.
2000 ylının sonbaharıydı. İkinci İntifada'nın başlangıcına tanıklık ediliyordu, bu, birincisiyle kıyaslanamayacak kadar Farklıydı.
Birinci İintifada, genel grevler, kitlesel protestolar, boykotlar ve sivil itaatsizlik eylemleriyle dolu gerçek bir halk ayaklanmasıydi.
Oysa bu İntifada, hizla askeri bir boyuta evrilmişti: İsrail, ilk birkaç gün içinde bir milyondan fazla mermi kullanmış, ardından Filistinli silahlı gruplar ön plana çıkmıștı.Bu da kitlesel katılımı neredeyse imkânsız hâle getirmişti
Ayaklanmayı doğrudan tetikleyen olay, yerleşim yerlerinin destekçisi ve eski savunma bakanı Ariel Şaron'un, Mescid-i
Aksá Camifnin avlusuna yaptiğı provokatif ziyaretti. Budurum, protestolarin patlak vermesine neden oldu. Israil, olaylara șiddetle karşılık vererek aralarinda Şuafat Kampi ve Anata dan birçok kişinin de bulunduğu dört silahsız Filistinliyi öldürdü ve iki yüz.kadar kişiyi de yaraladı.
Serbest bırakıldığında, Åbid yeni bir kimlik kartı aldı bu kart, eski bir mahkům olduğunu belirtmek için yeșil renkteydi.
Standart Batt Șeria kimlik kartları turuncu renkteydi, ancak eski tutuklular, hizmet sürelerine ve aldıkları cezanın niteliğine bağlı olarak farklı sürelerle yeșil kart alıyordu. Âbid'inki altı ay sürmüștü. Bu, cezasını tamamladıktan sonra bile onu
kıstlamanın etkili bir yoluydu. Yeșil kimliğini her gösterdiginde kontrol noktalarından geri çevriliyordu. Bazen sert muamele gõrüyor ya da dövülüyordu.
Saint-Simon'un șakirdi olan Comte da 1846'da, daha ônce asla yapmayacağını sõyledigi şeyi yapar ve kendi dinini inșa eder ve bu dini 1847 yılında tanıtr. Fransız Devrimi esnasında şekil verilen seküler dinlerin aksine Comte, aklı veya ilahi bir tasavvuru degil, insanlğın kendisini tanrılaştınır.Deklare bir ateist olan Comte'un pozitivist dininde Tanri yerine tahayyul ettigi șey, insanlığın kendisidir ve insanlık "Büyük Varlık" ile eș anlamli olarak kullanılır. Bizim de parçası olduğumuz bu yeni Tanrı, her yeni nesille birlikte kademeli olarak vūcut bulmaktadır.' Bu şekliyle "insanlık kültū, laik bir din" olmakla kalmaz, bõyle oldugunu itiraf eden belki de son teşebbus olarak da hatırlanır.