Mustafa Kemal 1926 yılında bu durumu șu sözleriyle ortaya koymuştu: "Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdir. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla meşbu olursa o camiaya istinat eden cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.?"(Afet inan, M. Kemal Atatüirk'ten Yazdıklarm. M.E.B Basımevi, Ankara 1971, s.88)
"Milli Şef" İsmet inönü de 1925'de Şeyh Sait ayaklanmasını bastırdıktan sonra, Türk Ocakları'nda yaptiğı konuşmada şöyle demişti: "Biz açıkça milliyetsiyiz ve milliyetçilik bizim yegâne birlik unsurumuzdur. Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbir nüfuzu yoktur. Vazifemiz Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemehâl Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Başvekil İismet Paşa, Sivas demiryolunun açılışı dolayısıyla yaptığı açıklamada aynı görüşlerini Şu sözlerle de yinelemişti:
"Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur.
(Millyet gazetesi, 31 Agustos. 1930)
Kemalizm'in en belli başlı özelliği, onun en önemli tutarsızlığıdır da aynı zamanda. "Halka rağmen" kurulan bir cumhuriyet,
"halka rağmen" girişilen tarihin ender tanık olduğu kapsamda bir toplum mühendisliği hareketi, "halka rağmen" her şeyin başı ve sonuymuşçasına "kutsal" addetmemiz gereken bir devlet
ve temel, hatta yegâne gõrevi devletin kendisine biçtiği rolleri oynamak olan, her zaman "geri, cahil, gerici" bir halk... Ve bu rejimin adı cumhuriyet... Bu cumhuriyette egemenlik kayıtsız şartsız" vurgusuyla "millete" ait. Bu cumhuriyet 1946 yılinda "demokrasiye" de geçti; ama adına "millet" dedikleri halk, kendisine "armağan" edilen değerlerin kıymetini bilemediği için, hurra, başka partileri iktidara getirdi. Aslına bakılırsa, bu halk bunu her zaman yapıyor. 1960 darbesiyle rejime yeniden "ayar" verilmesinin ardından yapilan seçimlerde, bugün
kimsenin adını dahi bilmediği cuntacıların partisine değil de (adı Yeni Türkiye Partisi idi), yöneticileri asilan, hapsedilen ve
kapatılan Demokrat Parti'nin devami olarak kurulan Adalet Partisi'ne (AP) oy verdi mesela. Halk arasında ambleminden
hareketle ve DP" yi de çağrıştıracak şekilde "demirkırat olarak adlandirılan bu partinin lideri Süleyman Demirel'i seçmenleri defalarca iktidara taşıdılar.
Yıllarca bu sözlerden hareketle, cumhuriyet fikrinin Mustafa Kemal den başkasının aklından dahi geçmediği öğretildi bizlere. Bu düșünce ve projenin, Osmanlı döneminde, Avrupa' daki ulus-devlet ve milliyetçi düşünce ve akımların gelişimine paralel olarak ortaya çıktiğı bilinen bir gerçek olmasina rağmen hem de Ama Mustafa Kemal'in "her şeyi önceden bilen, planlayan" olması uğruna unutturulan ya da unutturulmak istenen gerçeklerden sadece biriydi bu
hemen "Devrimler olağanüstü dönemlerdir,"' denilecek ve devam da edilecektir; "Devrim yaparken halka mi
sorulacaktı yani?" Demagoji, yani gerçeği karartma mantığıyla değil de dosdoğru konuşulsa, hiç kuşkusuz gerçeği anlama ve anlamlandırmada daha doğru ve dürüst sonuçlara varmamiz olanaklı olur. Ama hem her șeyi "halka rağmen" yapan elit bir zümrenin diktatörlüğüs söz konusu olacak, hem de egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir" denilecek; tahrifatın bu kadarına ne demek gerekir, bilemiyorum..