En parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır. Miss Scatcherd'inki gibi gözler yıldızlarin parlaklığını görmezler de ancak bu ufak tefek lekeleri seçerler.
Bir fincanı firlatıp atmamak ve bir arkadaşı yaşantından sıyırmamak için sabır ve sadakat gibi son derece önemli, ama artık pek sık rastlanmayan iki duyguya gereksinme vardır. Sabır, yüklendiği rol gereği bir tuğlaya, sadakat ise bir köke benzer. Sabır acelenin, sadakat ise tüketimin panzehiridir. Bu iki duyguyu fiziksel bir imge olarak düşünmek istersem sadece minik tuğlalar ya da kökler geliyor aklıma . Dostluk, tuğlalarla örülür, kökler sayesinde gelişir.
İnsanın insana duyduğu düşmanlık ne denli köklü, ne denli derin ve çılgınca: Tek bir düşünce, tek bir sınır için insanlar gelecek kuşakların arasına ölüm ekmeye hazırlar.
Okumak, belliğimizin içinde küçük bir bahçe yaratmaktan başka bir şey değildir. Her güzel kitap bu bahçeye yeni bir nesne, bir çiçek tarhı, bir minik yol veya yorulduğumuzda dinlenebileceğimiz bir bank ekler. Yıllar yılları, okumalar kovaladıkça bahçe bir parka dönüşür ve parkta bir başkasıyla karşılaşıveririz. Aynı bizimki gibi bir arkadaş keşfederiz, ya da - neden olmasın- bir aşkla burun-buruna geliriz, ya da en azından özellikle karanlık ve sıkıntılı bir günde biraz soluk alabileceğimiz bir yer olur burası. Okumak bir görev değildir, sonunda kim bilir hangi şifayı bulacağımızı umut ederek başımıza diktiğimiz bir kadehtir. Okumak kendimize anılar ve heyecanlardan oluşan küçük bir hazine yaratmaktır ve bu hazine aslında hiç kimseninkiyle aynı olmasa da başkalarıyla ortak noktalar bulmamıza yarar.