Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılık üzerinde ise korkunç bir etki birakırlar. Ne yazik ki insanın kanı kaynarken, saçlar simsiyahken, baş bedenin üzerinde meşalenin üzerindeki alev gibi dimdik dururken, kaderin getirecekleri tüm azametiyle belirirken, arzu edilen aşkla dolu yürek bir baska yüreğin çarpıntısına eşlik ederken, önünde her şeyi telafi edebilecek zaman varken, tüm kadınlar, gülümsemeler, ufuklar, gelecek hemen oracıktayken, yaşam gücü tam yerindeyken bile ürketücü olan umutsuzluk, yılların solup gittiği alacakaranlıkta mezarın yıldızlarını görmeye başladığımız yaşlılıkta insanın başına neler getirmez ki!
Insanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir kesinliğin yüreğe sizması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. Keder bu noktaya ulaşınca, bilincin her gücü kendini kurtarma telaşına düşer. Bu ölümcül krizlerden hiçbir değişim yaşamadan ve görevlerini hakkıyla yerine getirerek çıkmayı başaran cok az insan vardır. Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.