Hiçbir hayalimiz,asla cebimizdeki mendil ya da kendi etimiz kadar bize ait değildir. İnsan istediği kadar hayatını dopdolu, sınırsız, görkemli bir eyleme dönüştürsün, ötekilerle temasın küçücük de olsalar engellere takılıp tökezlemekten ve geçen zamanı hissetmekten yakasını kurtaramaz.
Hayali öldürmekle, kendimizi de öldürmüş, ruhumuzu sakatlamış oluruz. Hayal, en içine girilememecesine, en elimizden alınamamacasına, en sıkı sıkıya bizim olan şeydir.
Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor. İnsani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu. Ama gerçekte bitkisel hayatta olduklarından, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gider, varoluşlarını dişi ağrıyan, ama aynı zamanda müthiş bir servete sahip bir adamınkiyle kıyaslayabiliriz – farkında bile olmadan yaşamaktır o servet: Tanrıların bahşettiği en değerli yetenektir bu, çünkü bizi onlara benzetir ve farklı bir yoldan da olsa tıpkı onlar gibi, sadece acının değil, sevincin de üstüne yükseltir.İşte bundandır her şeye rağmen sevgili bitkilerimi bu kadar sevmem!