Doğru ya da kesin gözüyle baktığımız nice şeyler düşlerimizin artıklarıdır sadece, anlama yetisinden yoksun olduğumuz için içine gömüldüğümüz uyurgezerliğin ürünleri! Neyin doğru ya da kesin olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Güzel dediklerimiz arasında aslında sadece bir dönemin alışkanlığını, mekânın ve zamanın kurgusunu yansıtanlar hangileri? Gerçekten bize ait olduğunu sandığımız, oysa yaradılışımızdan ötürü derin doğasını kavrayamayarak, sadece mükemmel bir aynası olduğumuz, üzerini şeffaf bir örtü gibi örttüğümüz neler var kim bilir!
Kendimizi ne kadar kandırabildiğimizi düşündükçe, yok olmuş kesin inançların yorgun ellerimin arasından incecik kumlar gibi aktığını hissediyorum. Ve düşüncenin bir duyguya dönüştüğü, zihnimin karanlığa gömüldüğü anlarda bütün dünya, gölgelerden örülü bir sis, köşelerin, açıların silindiği bir sahne, bir interlude hikâyesi, gecikmiş bir şafak gibi geliyor. Nereye baksam kendi ölümünü içinde taşıyan bir mutlaklık, durgunca bekleyen ayrıntılar görüyorum. Düşüncemi başka bir bağlama oturtmamı, böylece unutmamı sağlayan duygularım ise bir tür uyku, uzak, edilgen bir şey, bir araf, bir farklılık, gölgelerin ve karmaşanın bir oyunu.