Bizim inancımıza göre, ruhlar gözle
görülebilseydi, insan türünden her bireyin bir hayvan türüne tekabül ettiği ilginç bir şekilde fark edilebilecek ve
filozofun güçlükle sezinleyebildiği gerçeklik kolayca ortaya çikacaktı. Bu gerçeklik, istiridyeden kartala, domuzdan kaplana kadar tüm hayvanların insanın içinde olduğuna ve her birinin hatta bazen bırkaçının birlikte, bir insanin benliğine yerleştiğine dayanıyordu.
Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümüzün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden
başka bir sey değildirler. Bize onları üzerlerinde düşünmemiz için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamiyla eğitilebilecek kapasiteyi layık görmedi; bu neye yaradı?
Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayla yani eğitilebilme imkanını verdi.
Hayatın en yüce mutluluğu kişinin sevildiğine, kendisi olduğu için hatta kendine ragmen sevildiğine inanmasıdır,
körlerde bu inanç vardır. O keder içinde hizmet edilmek okşanmaktır.
Bu arada şunu da ekleyelim, gerçekten de kör olmak ve sevilmek, hiçbir seyin eksiksiz olmadığı bu dünyada, mutluluğun eşi benzeri bulunmaz biçimlerinden biridir.