“Tanrı'dan korkmak mı? Niye? Tanrı'ya güvenmeye bir diyeceğim yok. Ama çocuğumun Tanrı'dan korkmasındansa kibrit kutularına ya da likör kadehlerine tapmasını tercih ederim. Dünyadaki bütün felaketlerin başı korkudur. Tanrı'nın neden insanların ağzını bağlayıp ellerini kelepçeleyen, sonra da onları daire içinde koşturan modern bir diktatör olarak görülmesi gerektiğini anlamıyorum.
Almanya'daki bütün o pislikler, insanlar orada ezelden beri korkuyla terbiye edildiği için ortaya çıkabildi. Çocuğun dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren ana babasından korkması bekleniyor. Üstüne bir de saygı duyması isteniyor. Niçin? Ana babanı ya seversin ya da sevmezsin, seversen onlara saygı da duyarsın zaten; eğer sevmezsen anan baban senin gösterdiğin saygıyı ne yapsın. Yani ilk önce baba çocuğun korkmasını ister. Sonra çocuk okulda öğretmeninden korkar, kilisede sevgili Tanrı'sından korkar, askerde üstünden, iş yerinde amirinden korkar, polisten korkar, hayattan korkar, ölümden korkar.
Sonunda bir millet korkuyla o kadar köleleştirilir, o kadar sakatlanır ki, korku içinde hizmet edebileceği bir hükümeti başa getirir. Bu da yetmez, korku içinde yaşamaya meraklı olmayan milletlere tahammül edemediğinden onları da korkutmaya girişir. Önce Tanrı'yı bir tür diktatör haline getirdiler ama artık ona da ihtiyaçları kalmadı, çünkü şimdi daha büyük bir diktatörleri var.”