Yuvarlak ağır atılan imkansızlıkları
Cümleden cümleye şeklin ötesine
Trampet çalan göz hücrelerinde
En genci öne atılan meydan çağıran
Havzasız sabah gibi
Ayıklar çıkarır sözlerini
Kızıl sarı yeşil mor renklerine
Batırır gittikçe taş olan kaynaklarını
Ağızdaki namluya sürülen kelime harçlarının
“Şu kadarını söyleyelim ki yurdumuz, şartlandırılmış istikametlere hiçbir entelektüel direnç gösteremeyen sığ zihinlere değil, dört dörtlük aydınlara muhtaçtır.”
Kanama dolabını taşır gibi gidiyorsun
Atların uyuştuğu kimlerin vuruştuğu yerde
Zaman bir nalbant gibi boğuk elleriyle
Ovuyor çünkü uğultu çıkaran başlarınızı