''Türkler ihmallerini örtmek ve bu konuda karşılaştıkları başarısızlıklarını üzerlerinden atmak için, Tanrı'nın denizleri Hıristiyanlara, Karaları da Müslümanlara verdiğini söyler. Hıristiyanların ortak çıkarları için onların bu derin uykudan hiçbir zaman uyanmamalarını dileriz çünkü Türkler, günün birinde denizde güçlü olmayı akıllarına koyarlarsa ve gerektiği gibi çalışırlarsa, bütün cihanın önlerinde eğileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.'' (Ricaut, İngiliz Devlet Adamı, 17. yy.)
-Ne hissediyorsun daldığında?
- Düşmeden kaymak gibi bir his. En zoru dibe geldiğinde…
- Neden?
- Yukarı dönmek için bir neden bulmak gerekiyor. Ve ben bulmakta zorlanıyorum…
Biraz duygusalca ama bana kalırsa denizcilik bir sevda ve tutku işi. Biz denizi sevmekte oldukça geç kalmış bir toplumuz… Bu sevda da denizleri iyi bilmek ve denizciliği iyi örenmekle beslenip büyüyor. ''Aşk olmayınca, meşk olmaz'' deyiminin denizcilik işi kadar uygun olduğu bir uğraş yoktur. Bu aşk eğitim ve öğrenmekten, kültür de bu aşktan doğar ancak, başka şeylerden beklemeyelim.
(Oktay Sönmez - Kaptan ve Yazar)
Adını bir rivayete göre hemen yanında bulunan Osmanlı ordusunun toplarını çeken top arabacıları ocağına bağlı atların ahırlarından almıştır. Diğer rivayete göre ise Marmara Denizi kıyısındaki son kapı olmasından dolayı, halk arasında bu kapıya ahir-kapı (Ahir: son, en son) adı verilmişti.
Deniz etiği, denizleri bir hammadde kaynağı değil, hepimizin hakkı olan bir bütün olarak görme esasına dayanır. Uçsuz bucaksız denizler artık yüksek teknolojinin acımasız üstünlüğü ile devasa bir sucul kafese dönüşmüştür.