Söz Oyası küçürek öykülerden oluşuyor.Sözcük sayısı az, anlam derinliği fazla. Anlatmak istenileni kısa, öz ve etkileyici bir biçimde anlatmak esastır. Bu da dilin inceliklerini, imkânlarını bilmeyi gerektiriyor. Öyküler daha çok diyaloglardan oluşuyor. Konuşmalar sürüyor, bir bakmışsınız eserin son sayfasını okuyorsunuz. Sohbet havasında okunan öykülerden bahsediyoruz.Öykü sonları beklenmedik bitiyor. Düşündürüyor. Kısıtlı imkânlara bunu yapabilmek takdire şayandır.Öykü sonlarının beklenmedik bitmesi bambaşka bir konudur.Başlangıç ve bitiş arasındaki mesafe kısa.Sınırlar belli. Hareket alanı kısıtlı. Beklenmedik bir finalle öyküye son noktayı koyuyor.
Beklemek, ölüm, pişmanlık, kırılmak gibi izlekler ön plana çıkıyor. Bu izlekler ve daha fazlası var ama bunlara ait tüm duygular hissediliyor. Küçürek öykünün sınırları dahilinde; duygular hissediliyor, düşünceler anlaşılıyor, hayat birebir yansıtılıyor. Sözcük sınırı, duyguları öykünün dışında bırakmıyor. Hayata sırtını dönmüyor.
Küçürek öyküde, tıpkı şiir gibi, az sözcükle bir şeyler anlatmayı tercih ediyor. Şiirin anlam derinliği ve arka planı herkesçe bilinen bir durumdur. Küçürek öykünün de böyle bir yönü olduğunu düşünüyorum. Söz Oyası 'ndaki öykülerin düşündürücü olmasını, biraz da, buna bağlıyorum. Söz sınırı her şeyi yazmaya fırsat vermiyor ama anlatmaya engel değil. Anlam derinliğine ise hiç engel değildir.
Eserin ismi,öykülerin özelliğini yansıtıyor. Ne de olsa oyalar, tek bir ilmekle başlıyor ama eklendikçe bütün ortaya çıkıyor. Yanlış bir ilmek görüntüyü bozacak ve tekrar örmek zorunda bırakacaktır.