Bozkurt

Bozkurt
@Kitapalti_
Tarih, sosyoloji ve polisiye romanlara ilgi duyan bir okur. Kitapları yalnızca okumak için değil, dünyayı ve insanı anlamak için takip eder. İyi bir kitabın ardından yapılan sohbetleri ise en az kitap kadar değerli bulur. @kitap_alti
Bonaparte Akka'da kaybediyor.
Napolyon Bonapart’ın 1799 yılındaki Mısır Seferi, genç generalin "Asya’nın İskender’i" olma hayalinin en somut adımıyken, Akka surları önünde bu hayal sert bir gerçekliğe çarpmıştır. Kuşatma, en başından itibaren lojistik bir felaketle başlamış; Fransızların en ağır kuşatma toplarını taşıyan dokuz gemilik filo, Britanyalı Komodor Sir Sidney Smith tarafından ele geçirilerek namlularını bizzat Fransızlara çevirmiştir. Bu durum Napolyon’u, Cezzâr Ahmet Paşa’nın dirayetli savunmasına karşı sadece hafif toplar ve askerlerinin süngü hücumlarıyla savaşmak zorunda bırakmıştır. Şehir önünde kurulan siperler ve istihkamlar, İngiliz mühendis Phélippeaux tarafından desteklenen Osmanlı savunması karşısında yetersiz kalmış; hatta Fransız karargahının, 1191 yılında Aslan Yürekli Richard’ın karargahını kurduğu Turon Bayırı’na kurulması gibi tarihi tesadüfler dahi kuşatmanın gidişatını değiştirememiştir. ​Kuşatma sürerken orduyu sadece Türk mermileri değil, bataklıklardan yayılan sıtma ve "la peste" denilen veba salgını da kırmıştır. Napolyon, Yafa’daki veba hastanesini ziyaret ederek apseli yaralara dokunacak kadar ileri giden bir gövde gösterisiyle askerlerine "iradenin hastalıktan güçlü olduğu" mesajını vermeye çalışmıştır. Ancak gerçekler çok daha karanlıktır; geri çekilme kararı alındığında gemilere bindirilemeyecek kadar ağır olan vebalı askerlerin, düşman işkencesinden kurtarılma bahanesiyle bir eczacı aracılığıyla zehirlenerek "merhamet kaynaklı" ölümlere terk edildiği iddiaları tarihe geçmiştir. Bu süreçte Napolyon, en sevdiği komutanı Cafarelli’yi ve sadık subaylarını kaybetmiş, kendisi de bir top güllesinin sadece üç adım uzağına düşmesiyle ölümden kıl payı kurtulmuştur. ​Askeri açıdan ise Tabor Dağı (Hamore) Muharebesi, Napolyon’un manevra dehasının son parlamalarından
Reklam
Napolyon Mısır'da
Mısır'da Napolyon'un hakimiyeti neredeyse tüm ülkeye yayıldıktan sonra, Napolyon'un Cezzar Ahmet Paşa'ya yönelik bir taarruz başlamasının önünde bir engel bulunmuyordu. Genç General Kahreden ayrıldıktan sonra Direktuvar yönetimine yazdığı mektupta Kraliyet donanmasının Yakın Doğu'daki Akka, Hayfa ve Yafa gibi limanları kullanmasını engellemeyi, Lübnanlı ve Suriyeli Hristiyanları Türklere karşı isyana teşvik etmeyi ve daha sonra İstanbul'a ya da Hindistan'a yürümeyi karar vermeyi umduğunu söyledi. Bu sefer boyunca alt etmesi gereken çok düşman olduğunu, çöl, yerel halk, Araplar, Memlükler, Ruslar, Türkler ve İngilizler..... Tarihçiler nicedir Napolyon'un bu sözlerinden hareketle Fransız komutanın Akka'nın ötesine geçip İstanbul'a ve hatta Hindistan'a yürümeyi planladığına kanaat getirdiler ancak Napolyon'un bu harekâta 13000 askerle, diğer bir deyişle ordunun 3 te 1'i ile çıkması bu yüzden planları imkansız hale getirmektir. Akka düşse de Dürzilerin, Hristiyanların ve Yahudilerin tamamı kendisine katılsa bile lojistik ve demografik koşullar Osmanlı'nın ya da Hindistan'ın işgaline Napolyon gibi tutkulu ve becerikli bir komutanın liderliğinde bile elvermezdi. Akka ve Delhi arası 4000 km'ydi ki yol boyunca bugünkü Suriye, Irak, İran ve Pakistan toprakları ile Kuzey Hindistan'ı geçmesi gerekecekti. Bu mesafe Paris'ten Moskova'ya yaptığı yolculuktan bile daha uzundu. Böyle bir seferin lojistiğinin sağlanması mümkün değildi. Dolayısıyla bu planlar ilhamını büyük İskender'in gerçekleştirdiği seferlerden alan Napolyon'un beyhude hülyalarından başka bir şey değildi...
Sayfa 235 - Kronik·Kitabı okudu
Bonaparte Mısır'da...
Napolyon Mısır Seferi boyunca İslam'ı mümkün olduğunca kucaklamanın akıllıca olacağını düşünüyordu. Lakin Mısırlı bir kadınla evlenip Müslüman olduktan sonra "Abdullah" göbek adını alan ve kendisi tarafından şu aptal Menou olarak anılan Fransız komutan kadar da ileri gitmeye bir niyeti yoktu. 20 yıl sonra İslam'ı gerçekten benimseyip benimsemediği sorulduğunda Napolyon bu soruya gülerek şu yanıtı verecekti. "Askerleri dini savaşmaktır. Ben de bu anlamda hiç değişmedim. Bu konu ile ilgili geri kalan her şeyi kadınları ve rahipleri alakadar eder. Bana gelince ben daima yaşadığım ülkenin dinini benimsedim." Kur'an için yalnızca dini bir kelam değildir. Aynı zamanda toplumsal ve siyasi bir söylem de içerir. Kitab-ı Mukaddes ise yalnızca ahlak öğüdü verir diyen Napolyon İslam'a hürmet besliyordu. Ayrıca kendisi Müslümanların 15 yıl içinde Musa'nın ve İsa'nın müritlerinin 1500 yılda yapabildiğinden çok daha fazla insanı düzmece tanrılardan vazgeçirdiğini çok daha fazla putu devirdiğini ve çok daha fazla pagan tapınağını yerle bir ettiğini söyleyerek bu durumdan çok etkilendiğini dile getirmişti. Bunun yanında çok eşliliğe de karşı değildi konu ile ilgili olarak Mısırlı erkeklerin aşkta açgözlü olduklarını ve şayet izin verilseydi kendine de farklı ten renklerinden eşler edinmeyi tercih edeceğini söylemişti. Napolyon ulemaya yönelik pohpohlamaları, Kur'an üzerine tartışmaları girişmesi ve İslam'a dair sohbetler yapması Mısırlılardan müteşekkil işbirlikçi bir grup kurma niyetinin uygulamalarıydı. Napolyon ömrünün sonraki dönemlerinde İslam'ı benimsemeye ne kadar yaklaştığı ile ilgili şakalar yapardı. Örneğin Elba adasında İngiliz bir vekile İmamlar da yaptığı tartışmaları esprili bir dille anlatmış ve Kahire'de yapılan hararetli tartışmaların ardından sünnetten muaf
Bonaparte Mısır'da...
Napolyon Malta'dan Mısır'a gidiş yolunda ordunun karaya ayak bastıktan sonra nasıl davranılacağını ilişkin genel emirleri kaleme aldı, kamuya bağlı hazineler ile vergi tahsildarların evleri ve resmi makamları mühürlenecek, Memlüklüler tutuklanıp atlarına ve develerine el konacak tüm köy ve kasabalar silahsızlandırılacaktı. At ve deve çalmak üzere, yerli halkın hanesine tecavüz edenlerin cezalandırılacağını da belirten Napolyon Cihat ilanına yol açacak herhangi bir hata yapmamak üzere dikkatli davranıyordu. Napolyon Müslümanları kastederek "Onlarla çatışmayın diye talimat verdi. Askerlerine, Yahudilere ve italyanlara nasıl davrandıysak onlarada öyle davranalım, hahamlara ve piskoposlara duyduğumuz saygıyı, müftü ve imamlara da duyun unutmayın Roma lejyonları tüm dinleri koruması altına almıştı. Buradaki insanlar kadınlarına bizden farklı davranır. Ancak tecavüzün tüm ülkelerde canavarlıkla eşdeğer görüldüğünü de aklınızdan çıkarmayın" Napolyon ele geçirecekleri ilk şehrin Büyük İskender tarafından kurulduğunu da belirtti. Ancak bu bilgi askerlerden ziyade kendisi için önem arz ediyordu. İskenderiye ayak basan Fransız donanması surları kolaylıkla açtı ve İskenderiye hızlı bir taarruzla ele geçirildi ordunun Merkez dairesi başkanı General Pierre Boyer Fransa'daki dostu General Kilmanie' ye yazdığı mektupta "Tamamen savunmasız durumdaki şehre taarruz ederek başladık şehirde Garnizon kuvveti olarak hep bir topu 500 seçkin Memlük askeri bulunuyordu ki bunlar da muskatı nasıl tutacağını bile bilmiyordu" diyordu. İskenderiye'de bir hafta kalan Napolyon bu süreçte ordusunun karaya çıkışını nezaret etti. İmam müftü ve Şeyhler hariç olmak üzere yerel halkın silahsızlandırılmasını sağladı.Mısır'daki Fransız tüccarlarla irtibata geçti. Yakınlarda bulunan Reşit kentinde ele
Bonaparte'dan alıntılar.
Napolyon Mısır seferini en büyük kahramanları olarak addettiği Büyük İskender ve Julius Caesar'ın adımlarını takip etme fırsatı olarak görüyor, Mısır'ı Hindistan'a giden yolda bir sıçrama tahtası olarak kullanma ihtimalini düşünüyordu. Mısır'ı işgal etme fikri Fransız ihtilalinin ardından hem yabancı tiranların baskısı altında ezilen halklara özgürlük götürme vaadinde bulunan ihtilalin tutkulu savunucularına, hem de Doğu Akdeniz'de Britanya nüfuzuna darbe indirmek isteyen Carnot ve Talleyrand gibi ölçülü stratejistlere cazip geldi. Napolyon Mısır'ı "Dünyanın Coğrafi Anahtarı" olarak tanımlıyordu, gayesi bölgedeki Britanya ticaretine darbe indirip onun yerine Fransız ticaretini ihya etmekti. Genç general sefere çıkarken kaptan Cook'un "Seyahatleri" Montesquieu'nun "Kanunların Ruhu" ve Goethe'nin "Genç Werther'in Acıları" eserleri de dahil olmak üzere Tarih, Coğrafya, Felsefe ve Yunan Mitolojisini konu alan çalışmaları içeren özel olarak derlenmiş 125 kitaplık bir kütüphaneyi de yanında götürecekti. Napolyon tüm bunların yanında Ermeni ve Dürzilerin inancını anlayabilmek için "Kitab ı Mukaddes'i" Müslümanları anlayabilmek için "Kuran'ı Kerimi" ve Hintlilerin inancına vakıf olabilmek için "Vedaları" edindi. Napolyon Büyük İskender' in Mısır, İran ve Hindistan seferlerine çıkarken yanına bilginleri ve filozofları aldığını pekala biliyordu. Genç General de benzer bir dürtüyle bu seferin yalnızca fetih gayesi taşımamasını aynı zamanda kültürel ve bilimsel bir etkinlik haline gelmesini istiyordu. Bu doğrultuda coğrafyacılar, botanikçiler, kimyagerler, antika meraklıları, mühendisler, tarihçiler, yazıcılar, astronomlar, zoologlar, ressamlar, müzisyenler, heykeltıraşlar, mimarlar, şarkiyatçılar, matematikçiler, ekonomistler, gazeteciler, inşaat mühendisleri ve balon
Reklam