Bozkurt

Bozkurt
@Kitapalti_
Tarih, sosyoloji ve polisiye romanlara ilgi duyan bir okur. Kitapları yalnızca okumak için değil, dünyayı ve insanı anlamak için takip eder. İyi bir kitabın ardından yapılan sohbetleri ise en az kitap kadar değerli bulur. @kitap_alti
9 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Eylau sonrası Napolyondan....
Napoli ordusunun çektiği zahmeti Grande Armee ile kıyaslayan Joseph'e Napolyon şöyle diyordu.... "Kurmay subaylar, albaylar ve birlik subayları iki aydır üzerlerini değiştirmedi. Hatta kimileri dört aydır aynı kıyafetlerin içinde. (Keza ben de on beş gündür çizmelerimi çıkarmadım.) Dört bir yanımız kar ve çamurla çevrili; Ekmek, şarap, brendi, patates ve etimiz yok. İçinde bulunduğumuz güç durumdan bizi kurtaracak bir şey elde etmeksizin uzun yürüyüşler yapıyor, aynı yollardan geri dönüyoruz. Düşman üzerimize ateş kusarken süngüyle savaşıyor, yaralıları üstü açık kızaklarda tahliye etmek için 200 km gibi uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyoruz. Sözün özü, şaraba, ekmeğe, zeytinyağına, kıyafete, çarşafa, sosyal yaşama ve hatta kadına erişebilen Napoli ordusunun insanın içini ferahlatan Napoli kırsalında savaşması ile Fransız ordusunun içinde bulunduğu durumu karşılaştırmak pek de doğru olmaz. Bizler burada Prusya monarşisini yıktıktan sonra direnmeye devam eden Prusyalılara, Ruslara, Kazaklara, Volga Kalmuklarına ve bir zamanlar Roma'yı istila eden kuzeyin bin bir çeşit halkına karşı savaş veriyoruz." Austerlitz, jena muharebelerinde askeri bir deha olarak büyük zaferler kazanan Napolyon için kazandığı ama büyük kayıplar verdiği Eylau Muharebesi kendisi için ve Fransa için bir ilkti... Napolyon savaşlarında ikinci kez 2 gün süren bu savaştan ilk kez zaferle yenik ayrılmıştı...
Sayfa 506 - Kronik·Kitabı okudu
Reklam
Eylau Muharebesi ( Napolyon'un Ruslarla ilk karşılaşması)
​Eylau Muharebesi sırasında, Davout’nun kolordusu Napoléon’un sağ kanadında belirince, General Ostermann-Tolstoy’un emrindeki Rus süvarileri Friant’ın komutasındaki öncü kuvvetlere yönelik oldukça şiddetli bir taarruz başlattı. Soult’un harekât alanı olan sol kanadın zayıf olması ve Davout’nun feci şekilde yavaş konuşlanması, Napoléon’u sağ kanatta bir oyalama hamlesi yapmaya mecbur bıraktı. Bunun üzerine İmparator, Augereau’ya emrindeki 9.000 askerle Rusların sol kanadına hücum etmesini ve Davout’yla bağlantı kurmasını emretti. Muharebeden önce bir hayli hasta olan Augereau, o kadar üşüyordu ki başına bir atkı sarmış ve mareşal şapkasını da onun üzerine giymişti. Durumu, atının üzerinde bir emir subayının desteği olmadan duramayacak kadar ağırdı. Yine de emrindeki askerlerle birlikte harekete geçti ancak birlik, kar fırtınasının içinde yolunu kaybedip kendisini bir Rus bataryasının tam karşısında buldu. Fırtınadan dolayı topların yeri ancak namlulardan çıkan ateşlerle tespit edilebiliyordu. Rus toplarından açılan peşrev ateşleri 15 dakika içinde 5.000 Fransız asker ve subay zayiatına yol açarken, Augereau’nun kendisi de yaralandı. Davout’yu rahatlatmak üzere ilerlemeye devam eden Saint-Hilaire’in tümeni de keza püskürtülmüştü. ​Saat 11.15 itibariyle durum Fransızlar açısından oldukça ciddi bir hâl aldı. Napoléon, Rus toplarının ateş açmayı sürdürdüğü Eylau Kilisesi’nden vaziyeti takip ediyordu. Fransız ordusunun sol kanadı fiilen çökmüş, sağ kanadı fena hâlde hırpalanmış, takviye kuvvetler ise gecikmişti. Hatta bir Rus piyade kolunun çarpışmalar esnasında Eylau’ya girip kilisenin yakınlarına kadar gelmesi karşısında Napoléon'un kendi yaşamı bile tehlike altında kalmıştı; ancak neyse ki bu Rus kolu Fransızlar tarafından durdurulup imha edildi. ​Saat 11.30 itibariyle
Boneparte
İmparator Napoléon'un pek çok kez göğsündeki Şeref Lejyonu Nişanı'nı çıkarıp cesur bir askerin göğsüne kendi elleriyle taktığı biliniyordu. XIV. Louis cesur askerin soylu olup olmadığını sorgulardı. Napoléon ise soylu kişinin cesur olup olmadığını..." ​—İmparatorluk Muhafızları'na mensup Yüzbaşı Elzéar Blaze ​"Bir askerde olması gereken en önemli vasıf, bitkinlik ve yoksunluk karşısında sergilediği metanettir. Cesaret ancak ikinci sırada gelir. Zorluk, yoksunluk ve eksiklik bir asker için en iyi öğretmendir." ​—Napoléon'un Askerî İlkeleri, No. 58
Sayfa 479 - Kronik·Kitabı okudu
Saint Domingue ( Haiti),Kara Spartaküs Toussaint I'Ouverture
​18 yüzyılın sonlarında Saint-Domingue, Fransız İmparatorluğu'nun "Antillerin İncisi" olarak adlandırılan en değerli sömürgesiydi. Bu bölge Fransız ekomisinin küresel ölçekteki can damarıydı. 1790'ların başında 8.000 plantasyona sahip olan bölge, Avrupa'nın toplam şeker ihtiyacının %40'ını ve kahve ihtiyacının %60'ını tek başına karşılıyor, Fransa'nın denizaşırı ticaret hacminin %40'ını oluşturuyordu. Bu devasa yapı yıllık 180 milyonluk bir gelir üreterek Fransız liman kentlerini (Bordeaux, Nantes, Le Havre) ihya ediyordu. ​Ancak Toussaint l'Ouverture önderliğindeki köle ayaklanması, 1801 yılına gelindiğinde üretimi dramatik şekilde düşürmüştü. Napoléon Bonaparte, bu ekonomik kaybı telafi etmek ve bölgeyi Batı Yarımküre'de kurulacak yeni bir Fransız İmparatorluğu için stratejik bir sıçrama tahtası olarak kullanmak amacıyla Ocak 1802'de General Leclerc komutasındaki orduyu adaya gönderdi. Görünürde "özgürlük" vaat edilse de Napoléon’un gizli planı; stratejik noktaların işgali, muhaliflerin tutuklanması ve son aşamada köleliğin yeniden tesisi üzerine kuruluydu. ​Savaş, tarihin gördüğü en kanlı çatışmalardan birine dönüştü. Fransızlar, gemilerde kükürt kullanarak ilkel gaz odaları inşa ederken; Toussaint l'Ouverture ve birlikleri, Fransızların kaynaklarını yok etmeye dayalı amansız bir gayrinizami harp yürüttü. Karizmatik lider l'Ouverture, teslim olmasına rağmen hileyle kaçırılarak Fransa'ya gönderildi ve Nisan 1803'te Kara Spartaküs Toussaint I'Ouverture Jura dağlarında yer alan Joux kalesinde zatürreden yaşamını yitirdi. ​Fransız ordusu için asıl felaket, sarı humma salgını oldu. General Leclerc dahil on binlerce asker hastalıktan dolayı hayatını kaybetti. Toplamda 350.000 Saint-Dominguelinin öldüğü bu süreç, Napoléon’un Batı’daki imparatorluk düşlerini suya düşürdü ve
Kanun Koyucu Boneparte
Napoléon’un hem devlet adamı kimliğini hem de şahsi disiplinini ele alan bu metinler, onun Fransa’yı modernleştirme çabalarını ve bu süreçteki karakteristik özelliklerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Eğitim alanında, eğitimi devletin tekeline alan ve askeri bir hiyerarşiyle yapılandıran Napoléon, 1808’de İmparatorluk Üniversitesi’ni kurarak tüm eğitim kadrosunu bu merkezi yapıya bağlamış; ancak bu reformcu yaklaşımına tezat oluşturacak şekilde, kadınların eğitiminin aile yaşamıyla sınırlı kalması gerektiğini savunarak dönemin muhafazakâr ve cinsiyetçi bakış açısını sürdürmüştür. ​Yönetim anlayışının merkezinde yer alan Devlet Şûrası’nda ise Napoléon, ideolojik farklılıkları bir kenara bırakarak cumhuriyetçiler ve kralcıları aynı masada buluşturmuş; gerçekçilik, liyakat ve toplumsal hiyerarşi üzerine kurulu bir yol haritası izlemiştir. Kendi bilgisizliğini bir eksiklik olarak görmeyip, en temel kavramları bile uzmanlarına sorarak öğrenen Napoléon; cerrahlıktan köprü yapımına, vergi hukukundan siyasi göçmenlere kadar şaşırtıcı bir konu çeşitliliğine bizzat hâkim olmuştur. ​Onu çevresinden ayıran en çarpıcı özelliği ise olağanüstü çalışma disiplinidir; sekiz-on saati bulan ve bazen sabahın ilk ışıklarına kadar süren toplantılarda, en yorgun anlarda bile zihinsel çevikliğini korumuş, az uykuyla yetinen dinamik yapısıyla kurmaylarını hayrete düşürmüştür. Neticede bu sayfalar; meselelerin özüne inme hızı, tartışma becerisi ve detaylara olan takıntılı dikkatiyle, Napoléon’un sadece bir fatih değil, aynı zamanda her ayrıntısına hâkim olmak istediği bir devlet aygıtının titiz bir mimarı olduğunu göstermektedir.
Reklam