Kelebek etkisine kapılmıştım belki de. Tüh, her şeyin mahvolması için bir kelebeğin kanat çırpması yeterliymiş. Yaşamak için az zamanı olan bir kelebek. Bırak da kanat çırpsın, ölmeden önce mahvetsin hayatları. Eminim, mahvettiği kadar topladığı hayat da vardır.
Biliyordum, evet. Dünya kötülüklerle doluydu. Şeytan cehennem deki inindeydi çünkü insanlar zaten onsuz da yeterince kötüydü. Her yeni yaşımda daha da akılalmaz kötülüklere şahit olduğumda anla mıştım bunu. Hayat, yaş aldıkça daha çok yakıyordu insanın canını Belki de sadece bazılarımızın canını bu kadar yakıyordu. Ben şanssız olanlardandım.
Büyüdükçe yaralarının ne kadar da derin olduğunu fark ediyordu. insan. Küçük bir çocukken izinin geçeceğini sandığım yaralar bana babamdan ömür boyu hatıra olarak kalmıştı. Sağ kulağımda yüzde altmış sağırlık, sol bileğimde iki kırık, kafamda birden fazla ezik, vücudumda babamdan çektiğim eziyetin onlarca hasarı vardı. O kadar çoktu ki artık sayarken unutuyordum. Nefes alırken canım yanıyordu. Başımda sürekli bir ağrı vardı ve uyurken bile istemsiz gözümün teki açık uyuyordum. Bunu nasıl yaptığımı bilmiyordum ama babam odama girdiğinde onu gördüğümü hatırlamasam bile beynim gözüm tarafından uyarılıyormuş gibi hemen kalkıyordum.
Beklemek kadar acı veren bir şey yoktu bu hayatta. Bunu birçok acıyı çekmiş bir çocuk olarak ya da artık genç bir adam olarak söylüyorum. Beklemek dünyanın en acı ve yo-rucu şeyiydi.
"Saat kaçta işten çıkıyorsun?"
"Gece yarısı."
"Seni işten alıp yurda bırakmamda bir sakınca var mı? Yalna başına otobüsle dönecek olman açıkçası beni biraz korkutuyor."
"Yurda dönmeyeceğim, emniyete gideceğim. Murat Komiser'e her ne kadar diklensem de bu sahiden önemli bir mesele ve derdi neyse öğrenmem gerek."
"O halde seni emniyete götürürüm, sonra da yurda. Bugün bir işim yok, sana şoförlük yapabilirim.”
"Tamam," diyerek gülümsedim. "Bana bu gece şoförlük yap ama daha fazla yağmur dansı yapma, tamam mı?"
Gülerken kafasını arkaya doğru attı. Güneş batmak üzereydi ve neon tabelalar parlamaya başlamıştı. Ve Poyraz Viran'ın içten gülümserkenki bu duruşu şehirde gördüğüm en güzel manzaraydı.
"Bir dahaki sefere birlikte yapalım." Uzanıp yanağıma bir öpücük bıraktığında kaşlarım havaya kalktı. Ellerini cebine yerleştirerek kaldırımdan indi ve araba geçmeyen yolda geri geri karşı yola yürürken, "Sana yağmur dansı yapmak çok yakışacak," dedi.
"Bence sana daha çok yakışıyordur!" diye bağırdığımda karşı yola, telefon kulübesinin hemen yanına geçmişti.
Ellerini iki yana açarak kendi etrafında bir tur döndü. "Göreceğiz!"