Kalbinden dünyayı çıkaran sufiler din gayretiyle yeni beldelerin fethine, yeni şehirlerin kurulmasına, viran yapılar imarına, atıl arazilerin ihyasına katkı sağlamışlardır. Helal rızık için çalışıp elinin emeğiyle geçinmişler, ticaret yapmışlar. vakıflar kurmuşlardır. Oysa aynı kürre-i arz ehli dünya için hakka ve hakikate karşı perdedir..
Hakiki bilgi tatlı su gibi insana can verir, akla idrak, kalbe irfan ve bedene amel verir. Nitekim ne zaman ki müslüman toplumlar, hassaten bu toplumlar içindeki alimler ve veliler, bu kaynaklanı ilme havale edip idrake vesile oldularsa işte o zaman deryalar fışkırmış, gönüller coşmuştur. Biz bilgiyi akla değil kalbe hamleder ve oradan ebedi saadete vesile kılardık. Bilgiyi Hakk'ı tanımak ve O'na ulaşmak için bir binek yapardık. Evet bilgiyi ve ilmi bir güç olarak görürdük ancak bu gücü Hakka yakınlaşmay artıran bir vesile olarak tanımlardık. Değil dünyevi bilgileri, her işimizi ve tamamen dünya hayatımızı da ebedi olan ahiret hayatı için vesile görürdük. Hatta sırf bundan dolayı bir müslüman için din-dünya ya da dini-dünyevi diye bir ayrım dahi yapmazdık Çünkü bizim varlığımız kulluk için kulluğumuz da Hak içindi.
Modernizm insanları o kadar aceleci hazcı ve bencil yaptı ki insana ait olan değerler birer birer yıkıldı. Hatta öyle ki bundan birkaç asır önce dünyanın her yerindeki insanların utanacağı fitri ahlaksızlıklar ve davranışlar bugün normal hatta gerekli görülür oldu. Daha da ötesi, birçok erdem ve ahlak bugün aptallık ve bönlüğe dönüştü. İnsanın topyekün olarak kendini böylesine kaybettiği tarihin hiçbir döneminde görülmedi.
Bugün Batı medeniyetinin en genel ifadesi olan modernizm, sadece islám medeniyetini değil dünyanın diğer medeniyetlerini de yuttu. Batı medeniyetinin bu gücünün cazibesine kapılan dünya kendi sularında değil başkasına ait vadilerde sürüklenmekte, dayatılan bir hayatı yaşamakta.