Yine küstü yaprak ağaca,
Aşk, asırlardır hasret sevişine
Elim yorgun, tenim yorgun, beynim yorgun gidişine
Ne olur gelip sevsen; hayata dönsem
Ya da ölsem kollarında
Aşk, asırlardır hasret gelişine,
Gel!
"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa diye küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım"
diyen üstadı saygi ile andim bu gece. Hak verdim tüm kalbimle. Tuttum kalemi öptüm. Çünkü seni "yazmasam deli olacaktim"...
Kıskandım kaşlarına değecek kadar uzun kirpiklerini kaşlarından. İki elini masada birleştirdiğin sağ elini sol elinden kıskandım. Seni her gün görüp önemsemeyen insanlardan kıskandım. " Ah , ben olsaydım orada " dedim. "Bir an olsa ayrılmazdım." Oturduğun sandalyeden tut saçlarına değen taraktan bile kıskandım ben seni.
"Seni mektupla da olsa öpmek büyük şey" diyor Ahmed Arif. Bu yüzden naftalin kokulu mektuplar gönderdim sana...
Sevgilim, Kokun ne kadar da İstanbul... İçime çekerken seni esip geçiyor içimde hatıralar. Dokunuşların dalgalanıyor yüreğimde. Umuttur, gözlerinin ormanında koşmak delice, ve ellerinin beyazlığını gündüz bilmek senin.. Sen yine de gözyaşlarını gece, hüznünü katran karası et günlerime. Hiç şikayet etmem, Ve bilesin ben ne kadar özlersem o kadar da aşık olurum sana hanım eli kokarken bahçelerde, bir bardak çayın deminde özlemini solurken... Seni anlatırken yüreğimdeki İstanbul'a.
(Tanıtım bülteninden )