Duygularımızı, derelerde hiç durmadan akan sulara benzetirim. Doğdumuzda o derenin suyu pırıl pırıldır, berraktır. O dereye güzel şeyler atarsanız suyun parlaklığı giderek artar ama hayat hep güzel şeyler yaşamamıza izin vermez. Dereye attığımız her sıkıntı, her kaygı, her üzüntü derenin rengini bulanıklaştırır. Hele ki attıklarınızın içinde bolca acı varsa, su kapkara olur.
Hayat duranı sevmez, çalışanı, uğraşanı, onunla mücadele edeni sever. Bir yıkar,iki yıkar, üç yıkar... Sonunda pes etmeyi de bilir. İşte o zaman yokuşlar iniş olur karşından esen rüzgar arkana geçer.
Birilerinin ömür boyu çalışıp başka birilerinin de ömür boyu yiyip içip gezdiği bir dünya, bugün de gelecekte de gerçekten mutlu, huzurlu bir dünya olamaz. Biri aç gezerken ötekinin kuş sütü eksik sofralardan kalkıp yemediğini çöpe döktüğü bir dünya ne açını ne de tokunu mutlu edebilir.