Bugün savaş biraz daha yaklaştı. Penceremin önünden bir adam geçti. Omzunda bir tüfek vardı; kalbindeki korkuyu hissedebiliyordum. Ben ise burada, ona seslenmeden sessizce bekledim. Bağırsaydım beni duymayacaktı ama sessizliğimi duymasından korktum. Çünkü ona göre yalnızca bir savaş ganimeti olabilirdim. Oysa ben bundan daha fazlasıyım. Onun kendi savaşının peşinden gitmesine izin verirken, ben zaten kendi savaşımın içindeydim. Hayatta en korktuğum şey, içimdeki sessizliğin duyulmasıydı. Beni kimse duysun istemiyordum.
“Savaşın sesleri dışarıda yankılanıyor ama içimdeki sessizlik onlardan daha gürültülü. Meğer zaten insanın kalbi, kazananı olmayan bir savaş alanıymış…”
“Bugün gökyüzü, sanırım insanlığın utancını saklamak için griye bürünmüş. Her geçen gün biraz daha eksiliyoruz. Ama ben yazmaya devam ediyorum. Erkekler kendi savaşları için dünyayı kasıp kavururken ben de burada kendi savaşım için mücadele veriyorum. Belki bir gün… Biri bu satırları okur da kalbimdeki fırtınayı hisseder.”