Kimse mükemmel değildir; herkes hata yapar. Önemli olan, yaptığın hataları unutmak ya da yok saymak değil, onları kabullenip onlarla yaşamayı öğrenmektir. Nermin Yıldırım’dan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen dili ve karakterlerin ruhsal derinlikleri o kadar güzel betimlenmiş ki, Feribe’nin hissettiği duyguları neredeyse birebir hissediyorsun.
Kitabın odağında, Feribe’nin duygularına yenik düşerek yaptığı bir hatanın ardından yaşadığı psikolojik sorunlar yer alıyor. Tek bir hata bile insanın omuzlarına çok büyük bir vicdani yük bindirebiliyor. Üstelik bu hata hem ihanet hem de aşk olunca, durum daha da karmaşık bir hâl alıyor. Kitapta fark ettiğim bir diğer şey de şu: En çok korktuğumuz ve kaçtığımız hataları yapmaya daha da yakın oluyoruz.
Feribe, annesini babasının ihaneti yüzünden kaybediyor. Annesi, yaşadığı bu acıya dayanamayıp hayatına son veriyor ve bu yıkıcı anın ilk tanığı da Feribe oluyor. Bu nedenle Feribe, babasının yaptığı hatayı hiçbir zaman kabullenmiyor ve onu affedemiyor. O kadar büyük bir korku taşıyor ki evleneceği kişiyi bile bu korkuya göre seçiyor. Annesininki gibi bir acı yaşamamak için, kendisini asla yarı yolda bırakmayacağını düşündüğü Vedat’la evleniyor. Ancak ne kadar kaçarsa kaçsın, sonunda kendisi de aynı hatanın esiri oluyor. Aşkla birlikte hayatına büyük bir ihanet daha ekleniyor. Yanlış yaşanan hiçbir duygu ise insana fayda getirmiyor. Sonuç olarak da bu aşk, bir terk edilişle son buluyor. Feribe ne yaşadığı aşk acısını aşabiliyor ne de yaptığı ihaneti kabullenebiliyor.
Bu baskıların altında boğulurken iş yerinde duyduğu Mazi İmha Merkezi, yani MİM, kaçınılmaz şekilde ilgisini çekiyor. Herkes gibi yaşadıklarından kurtulmanın bir yolunu arayan Feribe, tam olarak güvenemese de belki bir çıkış bulurum umuduyla MİM’e kayıt oluyor. Kitapta