İrem

Tanrı insanı ancak cennette kurtarabilir, dünyada ise insanı ancak başka bir insan kurtarabilir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ölümün bizden tek talebi sessizlikte. Onu alıp yanımıza koymak, içimizde bir yere yerleştirip yolumuza devam etmek. Çünkü bu sessizlik hiçbir zaman gerçekten gitmeyecekti. Her zaman son sözü o söyleyecekti. Biz de onun sesini duymaya çalışarak, yutkunarak yolumuza devam edecektik.
O zamanlar dünyanın aslında o an hayatta kalınan bir yer olduğunu, hayatın anlamının ancak kısa solunlanma anlarında bulanabildiğini bilmiyordu.
İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu.
İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat birçok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın gör deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.