Bir mezarda gömülü olan kalp ne kadar tutkulu, ne kadar günah işlemiş, ne kadar asi olursa olsun, üstünde yeşeren çiçekler bize, masum gözleriyle sakince bakarlar. Bu çiçekler bize yalnız bitimsiz durağanlığı, her şeye ilgisiz olan o büyük durağanlığı anlatmazlar; onlar bize bir de, sonsuz bir anlaşmayı, ebedi bir hayatı da anlatırlar.
İşgal ettiğim bu daracık yer, benim bulunmadığım, hiçbir ilişkim olmayan yerlere oranla o kadar küçük ve gereksiz ki. Sonra yaşayacağım zaman parçası da , önceleri içinde olmadığım, gelecekte de olmayacağım sonsuzluğun yanında o kadar önemsiz ki.. Oysa ki , bu atomun içinde , bu matematiksel noktada kan dolaşıyor, beyin çalışıyor ve arzuluyor. Bu ne saçmalık !
Hayatımız zaten pamuk ipliğine bağlı, ayaklarımızın altında her an bir uçurum görünebilir. Bu yetmezmiş gibi ,kendi elimizle hayatımızı mahvetmek için her türlü çareye başvuruyoruz.