Selamlar, nasılsınız?
Bugün size öyle bir kitapla geldim ki. İki kitaplık bir seri ve evet, tamamlandı. Ama nasıl tamamlandı Kesinlikle herkes okumalı diyorum.
Bir kitap insanın içine bu kadar mı dokunur? Bir kitabı ağlayarak bitirip, sonra sadece kapağını gördüğünde, o iki karakterin kartlarına baktığında bile tekrar ağlanır mı ya?
Ben hâlâ etkisinden çıkamadım. “Neden?” dedim.“Neden böyle bitti?”
Okuyan arkadaşlarım bilir, sonda bir söz var. O sözün ağırlığı hâlâ kalbimin üstünde duruyor. “Kokusu” dediği o cümle. Hatırladınız mı? Ben orayı unutamıyorum.
O yüzden dipnot düşüyorum.Yanınıza mutlaka peçete alın.
Ve şimdi gelelim konusuna.
Biliyorsunuz, ilk kitapta Cavidan vurulmuştu ve biz o şokla kalakalmıştık.
Cavidan yoğun bakımdayken, İskender ona bunu yapanların peşine düşer. Onları bulmadan Cavidan’ın yüzüne bakmaz, hastaneye bile gitmez. Şehrin dört bir yanındaki tüm afişleri toplatır.
Neden mi? Çünkü artık o Cavidan değildir. O artık Dila’dır.
Bütün afişlerin, kasetlerin Dila adıyla basılması için emir verir. Ve İskender dediğini yapar. Onları bulur, derslerini verir. Yüzü pak, gönlü ferah bir şekilde sevdasının yanına gider.
Bundan sonra aşklarını saklamadan, dolu dizgin yaşamaya karar verirler. Hatta her şeyi arkada bırakıp çekip gitmeyi bile düşünürler.
İkisini okumak o kadar güzeldi ki. Hele geçmişlerini okumak, insanın yüzünde tatlı bir tebessüm bırakıyor.
İskender, sevdiği kadının çocukluk hayali olan elbiseyi alır ve sahnede, herkesin önünde evlenme teklifi etmek için büyük bir sürpriz hazırlar.
Ama tam o sırada. Biri Dila’nın odasına gelir.
Ve Dila bir anda İskender’den ayrılmak istediğini söyler.
Ah be Dila.
Bir tuhaflık olduğunu anlayan İskender bunun peşini bırakmaz.
Bu arada Serhan, Dila’ya İskender’in geçmişiyle ilgili birtakım şeyler anlatır.