Selamlar, nasılsınız?
Sizlere öyle bir kitap ile geldim ki… Off, nasıl anlatsam, ne söylesem az kalacak ya. İçinizi ısıtacak; dostluğun, arkadaşlığın, komşu bağının sımsıkı yaşandığı bir mahalleye gidiyoruz. Hangi mahalle mi? Ceviz Ağacı Mahallesi. O satırları okurken adeta o mahallede yaşıyorum sandım.
Hadi gelelim konusuna…
Alçin, namıdiğer Çalıkuşu… Anne babası ve abisiyle Ceviz Ağacı Mahallesi’nde yaşarlar. Okula başladığı esnada saçlarından ve yüzündeki çillerden dolayı akran zorbalığına uğrar ve kendi kabuğuna çekilir. Ailesi onun için her türlü imkânı sağlasa da —ki doktorlar bile onu çözemez— Alçin içine kapanır.
Abisi Kutay onun için her şeyi yapar ama onların yanında gülmeyen kız, bir tek abisinin arkadaşı, aynı zamanda komşularının oğlu Melih’in yanında gülmeye başlar. Melih onun her zaman yanında olur, yaralarını sarar. İkisi birlikte ağaç tepelerinden inmez.
Gel zaman git zaman Alçin büyür, güzel bir genç kız olur. Melih onu artık başka türlü sevmeye başlar. Tam açılacağı sırada, Alçin’i yakın arkadaşı Alaz ile birlikte görür. Sevdiğini bir başkasıyla tam iki yıl izlemek zorunda kalır…
Alaz birdenbire Alçin’den ayrılır, çeker gider. O gider ama arkasında koca bir enkaz bırakarak. Alçin artık kalbini duvar eder.
Sıla, en yakın arkadaşına hep destek olmuştur ama artık önüne bakmasını söyler. Melih… ahh canım Melih ya… Adam öyle bir seviyor ki, bebeği gibi. Onun sevgisini artık herkes görmeye başlar ama bizim kızıl Çalıkuşu bir türlü göremez. Çünkü ona o gözle hiç bakmamıştır.
Ama artık yüreğindekileri söyleme zamanı gelmiştir. Açık açık “Bana abi deme, yakma beni daha fazla,” der. Onu ne kadar çok sevdiğini, kalbinin ondan başkası için atmadığını söyler. Ahh… kalbim eridi resmen.
Kutay, Melih, Sıla ve Alçin’in beraber vakit geçirdikleri sahneler acayip