Selamlar
Bugün sizlere kalemini zaten çok sevdiğim ama bu kitapla kalbimi resmen çalan yazarımın kitabıyla geldim. Bazı kitaplar vardır. Okursunuz güzeldir. Ama bazıları vardır ki içinize işler, kalbinize yerleşir. İşte bu kitap tam olarak öyleydi. Bunu gerçekten ancak okuyan anlar. Ve bence okumayan kalmamalı. Ve kitabı canım aşk adamım ecevit'in sevdiği sanatçının şarkısıyla paylaşmak istedim.
Gelelim hikayemize.
Işıl Atabey… Atabey ailesinin tek kızı. Babası genelkurmay başkanı. Saygın, güçlü, göz önünde bir aile. Küçüklüğünden beri kusursuz bir fanusun içinde büyütülmüş. Bir abisini şehit olmuş, diğer abisi asker. Acıyı da baskıyı da fazlasıyla tanıyor. Ama artık o fanusun içinde nefes alamıyor. Kendi hayatını yaşamak istiyor. Ailesini zor da olsa ikna edip, ismini değiştirerek Fransa’ya gidiyor.
Ve orada kendini buluyor. Çünkü Işıl resme, çizime aşık bir kadın. Fırçası onun kalbi gibi. Renkler onun dili gibi. Uzun zamandır beklediği sergi günü gelir çok heyecanlıdır. Hayalleri gerçek olmak üzeredir. Yanında can yoldaşı Parla. Hep destekçisidir.
Ama kader yine acımasız.
Bir telefonla sergi alanına çağrılıyor ve tablolarını çalan hırsızlarla karşılaşıyor. Bir anda silah sesleri. Ve Işıl elinden, kolundan vuruluyor.
Ankara’ya ailesinin yanına dönüyor. Uzun süre elini kullanamayacağını, fizik tedavi göreceğini öğreniyor. Dünyası başına yıkılıyor. Hayalleri, renkleri, umutları bir anda kararıyor. Çünkü eli onun herseyiydi.
Ve babası kızını korumak için bir karar alıyor. Onu tanımadığı bir adamla anlaşmalı evlendirecek. Işıl ne kadar hayır dese de bu evlilik olacak. Çünkü Atabey ailesinde bazı kararlar sorgulanmaz.
Gelelim bizim nam-ı diğer Yıkım’a.
Ecevit Demirhan.
Özel eğitimli binbaşı. Dağlar onun evi, sessizlik onun dili. Gülmeyi bilmez, az konuşur, serttir. Hatta