O dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı. Fazlasıyla aklı başında bir yöntemle varoluşumdan bütün çelişkileri uzaklaştırmıştım ve bu çelişki yokluğu canlılığımı söndürüyordu. İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum; belki de en iyisi şöyle ifade edecek olursam, bir tür ruhsal iktidarsızlık ve yaşamda tutkuyla yer alabilme yetersizliği hissettiğimi söyleyebilirim.
Başka bir deyişle, her insanın içinde dönüşebileceği şeyin en ideali mevcuttur
ve bir de asla dönüşemeyeceği şeyler vardır. Çok fazla sayıda insan, hayatlarını olamayacakları bir şeye dönüşmeye harcıyor ve bunu dönüşebilecekleri şeyi görmezden gelerek yapıyorlar… Yani bir insanın öncelikle dönüşebileceği ve dönüşemeyeceği şeylere dair belirli bir imgesi olmalıdır, kişi kısıtlarını ve olasılıklarını bilmelidir.
Benim güzel sevgilim, seni o kadar seviyorum ki bu canımı acıtıyor ve işte tatlı ve muhteşem olan da bu can yakıcılık... Umarım uykunda bunu hissediyorsundur.