Bilinçsiz bir hareketle ellerini birleştirip yüzünü örttü. Ellerini biraz daha bastırıyor, bu dünyadan kopmak, karanlıklara, kendi iç dünyasına dönmek için karşı konulmaz bir istek duyuyordu.
Birkaç dakika, orada, bütün varlığını kaplayan o kriz içinde, şaşkın şaşkın durdu. Vücudunda, karmakarışık duygular ve düşünceler sanki büyük bir sel halinde akıyor; şarıltısı, kendini dinlemesine ve anlamasına engel oluyordu. Kulakları uğulduyor, gözlerinde, ağır ağır dolaşan, büyük, parlak benekler gözüküyordu.
İkisi de susuyordu şimdi. Gözleri konuşuyor, dudakları hafifçe kımıldayarak birbirlerine bakışıyorlardı. Bu bir anlamda onların parolası, kendilerine özgü kucaklaşmalarıydı.
Elbette, çok zevkli şeydir. Kendinizi gayet mutlu hissediyorsunuz, anlıyorum. Ancak, bu yalnızlık ve hayal yokuşunun insanı nereye götüreceği bilinmez...
Kötülüyorlar, çıkıp gidiyorlardı; suç hep onlardaydı. Acaba ne için? Kendisinde bir değişiklik yoktu. Sevdi miydi, bütün ömrünce seviyordu. Sevdiklerini bırakmaya akıl erdiremiyordu. Bu, ufacık kalbine girince, onu çatlatacak gibi olan, ölçüsüz, görülmedik türden bir şeydi, içinde birtakım belirsiz düşünceler, yavaş yavaş uyandıkça ona ürpertiler veriyordu. Demek ki günün birinde, insanlar birbirlerinden ayrılıyorlardı, her biri bir tarafa gidiyordu. Artık birbirlerini görmüyorlar, birbirlerini sevmiyorlardı.