Yemin ederim ki kalbimin içini okuyamıyorum. Bu, ben farkına varmadan oldu. Belki de birdenbire... Ancak, neden sonra farkına varabildim... Hem , niçin olduğumdan daha metin davranacağım? Kaçınmak istemedim, çok mutlu idim, bugün dayanma gücüm daha da az...
En sonunda, artık gücüm tükendi... Hakkınız varmış, dostum, bu şeyleri size açmak yüreğimi beni çok rahatlatıyor... Fakat rica ederim, söyleyin bana, kalbimin derinliğinde neler oluyor? Ne kadar sakindim, ne kadar mutluydum. Bu, hayatıma bir yıldırım iner gibi oldu. Buna niçin ben hedef oldum? Niçin bir başkası değil? Ben, böyle olsun diye hiçbir şey yapmamıştım ki; iyice korunmuş olduğumu sanıyordum... Bilseniz! Kendi kendimi tanıyamıyorum. Ah! Bana yardım edin, beni kurtarın!
Birdenbire, çok büyük bir acının yakıcı etkisini duyar gibi asla dolduramayacağı, ulaşılmaz derecede derin bir boşluğa düşer gibi, bütün sevdikleriyle beraber içine yuvarlanacağı sınırsız bir ümitsizliğe kapılır gibi bir izlenim içindeydi. Kendisini, böylece, hangi yıkımın korkuttuğunu sorsalar söyleyemezdi; çünkü ümidini yitirmişti, onun için ağlıyordu.
Hatta konuşacak söz bulamıyorlardı. Kelimeler, artık duygularını anlatamıyordu. Belki de başka tarafta tanışmışlardı fakat o eski buluşmanın değeri yoktu. Yalnız o dakika vardı ve o dakikayı, uzun uzun yaşıyorlar, aşklarından söz etmiyorlardı. On yıl evlilikten sonra, birbirlerine alışmış gibiydiler.
Şu anda bile, kendi kendine, hiçbir şeyi tam olarak açıklayamıyordu. Varlığı kendisinin olmaktan çıkmıştı, benliğinde öteki kişilik hareket ediyordu. Mümkün müydü bu? Bu işleri yapan oydu ha?