Yirmi yıl önce çocukluğumu hatırlamazdım; ama şimdi aksine çok iyi hatırlıyorum çünkü insanlar bir daire içindeler ve yaşadıkça başladıkları noktaya geri dönüyorlar. Bu insanı sona yaklaştırmak için var olan bir his. Unutmuş olduğum yaşantılar tekrar canlanıyor gözümün önünde. Onları adeta yeniden yaşıyorum.
İnsanın kaderinde ne varsa, o olacaktır. Kaderinde burada öleceği yazılıysa, burada ölür. Yok, başka bir yerde yazılıysa, başka yerde ölür. Ben bunu bilir, bunu söylerim.
Her şeyi unutmayı, çalışmayı, hayata tutunmayı öyle çok istedim ki! Ama tüm bunlar hayaldi, boş ve asla gerçek olmayacak hayaller. Yalnızca var oldukları zaman beni mutlu eden hayallerdi.
O günler en iyisiydi ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk.