Kitap sever

Kitap sever
@Kitapseverizes
Dikenli teller aşsam araziler mayınlı
Ağaçları, mavi gökyüzünü, çimeni ilk kez görmüyorlar, suların şırıltısını, yapraklar arasından esen yellerin hışırtısını ilk kez duymuyorlardı elbette; yalnız bütün bunlar karşısında hiçbir zaman böylesine hayranlık duymamışlardı; sanki daha önce doğa diye bir şey yoktu ya da doğa ancak onlar isteklerine ulaştıktan sonra güzelleşmişti.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nasıl olmuştu da o kadar zekiyken bir kez daha aldanmıştı? Öte yandan, hangi acınacak deliliğe kapılmıştı da varlığını sürekli yaptığı özverilerle mahvetmişti? Bütün şatafat isteklerini, ruhunun bütün yoksunluklarını, evliliğinin, aile yaşantısının yavanlıklarını, yaralı kırlangıçlar gibi çamurlara çarpıp gömülen düşlerini, bütün istediklerini, bütün geri çevirdiklerini, elde edebilecekken elde edememiş olduğu bütün şeyleri hatırladı. Niçin? Niçin?
Toplumun bu düşmanlığı sizi isyan ettirmiyor mu? Suçlamadığı bir tek duygu var mı? En yüce içgüdüler, en temiz sevgiler suç sayılıyor, bunlara çamur çalınıyor. Zavallı iki can en sonunda karşılaşırlarsa, birleşmemeleri için türlü düzenler kurulmuştur. Onlar yine de deneyecekler, kanat çırpacaklar, birbirlerini çağıracaklardır. O, ne önemi var! Er geç altı ay içinde, on yıl içinde, birleşecekler, sevişeceklerdir; çünkü kader öyle istiyor, onlar birbirleri için yaratılmışlardır.
Bu arada ruhunun derinliklerinde bir olay bekliyordu. Tehlikeli bir durumla karşılaşmış gemiciler gibi umutsuz bakışlarını yaşayışının yalnızlığı üzerinde gezdiriyor, uzakta, göz kesiminin sisleri arasında beyaz bir yelken arıyordu. Bu ne gibi bir rastlantı olacaktı; onu kendisine doğru hangi yeller sürecek, onu alıp hangi kıyıya doğru götürecekti; mavna mıydı bu, yoksa üç güverteli bir gemi mi; sıkıntılarla mı yüklüydü, yoksa bordalarına dek mutluluklarla mı dolu? Bilmiyordu. Yalnız, her sabah uyanınca bu olayı o gün için umuyordu. Sesleri dinliyor, sıçrayarak uyanıyor, beklediği bir şey olmayınca da şaşırıyordu. Sonra gün batarken, daha da üzgün ertesi günü iple çekiyordu.
Dinim var benim, dedi. Kendi dinim. Bütün o yalancılardan, hokkabazlardan daha da dindarım ben! Tanrı'ya tapınırım! Yüce Varlık'a, bir Yaradana inanırım; ne biçim olursa olsun önemi yok... Bizi yeryüzüne vatandaşlık, aile babalığı ödevlerimizi yerine getirelim diye yerleştirmiş bir Yaradan'a. Bunun için kiliseye gitmeme, gümüş kapları öpmeme, bizden daha iyi yiyip içen birçok düzenbazı cebimden beslememe gerek yok! Çünkü insan Yaradan'ı, eskiler gibi koruda, tarlada, gökyüzünü seyrederken bile yüceltebilir.