Öncelikle çoook zorlandığım bir kitap oldu, kitap okumama hız kazandırdığım günlerde başladım ve sayesinde kitap okuma hızım geriledi... Çok kötü bir kitap değildi ama kendimi vermekte zorlandığım cok kısımlar oldu, konu bütünlüğü yok denecek kadar azdı, sadece son 100 sayfada "aaa nolmuş nolmuş" diyebildim.
Kitap baştan sona Şehnaz'ın E. İsimli öğretmenine olan aşkı, bağlılığı, bağımlılığını içeriyor. Aralarda annesi Ayhan Hanım ve anneannesi Hatice Şehbal Targut Hanım'ın hayatlarından kesitlere yer veriyor. Okudukça acaba ne olmuş annesinin uyurgezer gecesinde diyerekten bitirdim kitabı, ha geldik ha geleceğiz bir türlü anlatamadı annesinin uyurgezer gecesini... Yanlış hatırlamıyorsam kitabın son 100-150 sayfasında annesinin yaşadıklarına yer veriyor. Kitabı okurken Şehnaz'ın bu bağlılığı aklıma Masumiyet Müzesi Kemal'i getirdi. Okuma sırasında sık sık Kemal ve Şehnaz sevgili olsa nasıl olurdu acaba diye düşünmeden edemedim :D
Kitabı okuyacaklara şimdiden geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, kız kankanızın bir erkeğe olan aşkından sürekli bahsetmesini bünyeniz kaldıramıyorsa kitabı okumanızı tavsiye etmem :) hâlâ okumak isteyenlere ve okuyanlara iyi okumalar diliyorum, Allah zihin açıklığı versin <3
Korkunç bir yalnızlık duygusuydu hissettiğim. Sanki şehirleri, ülkeleri, gezegeni dolduran bütün insanlar dünyanın öz çocuğuydu, bir tek ben değildim ve bana ait olmayan görüntüler kafamın içinde akıp gidiyordu.
İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor. Ama öyle olmuyor, aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor, insanın bilincine de belleğine de irin gibi, ince ince sızıyor.
İnsan gömmek istiyor. İnsan baş edemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinç düzeyine taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor.