Tevbe (Berâe) Sûresi 32. Âyet:
(Bütün açık veya gizli kâfir gruplar, her yerde İslâm’a karşı olup) Allah’ın nurunu ağızlarıyla (yani gerek konuşma gerekse plan, program, fikir, sistem, kanun ve felsefeleriyle) söndürmek isterler. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da, mutlaka nurunu tamamlamak (ve yüceltmek) ister (tamamlayacaktır da).
Enfâl Sûresi 2. Âyet:
(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir).
İmanın artması muhteva ve tafsil bakımından olurken, imanın kuvvetlenmesi takvâda ve ibadetleri ihlasla yerine getirmekte tezahür eder. Çünkü sâlih amelle/Allah’a itaatle iman artar, günahlarla zayıflar.
Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.
A'râf Sûresi 143. Âyet:
Musa (ibadet için) tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi ona (hâtiften ilâhî kelâm ile) konuşunca (Musa): “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım.” dedi. (Allah): “(Sen dayanıp da dünya gözüyle){4} beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni göreceksin.” buyurdu. Rabbi(n cemâli) o dağa tecelli edince, onu yerle bir ediverdi ve Musa baygın olarak yere düştü. Ayılınca: “Seni tenzih ederim (sen yücesin, bu sözümden dolayı) sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim.” dedi.