Kitap beklentimin çok çok üzerinde bir kurgu ile ağızda güzel bir tat bırakan keyifli bir okuma sundu bana diyebilirim. Yazarın kişisel gelişim tarzında Bi başka kitabını okumuştum yakın zamanda, beğenmiştimde. Roman yazdığını bilmiyordum. Rastgele aldığım bir kitaptan bu kadar lezzet almayı beklemiyordum doğrusu. Çünkü ben kitapları öncesinde bolca araştırma yaparak almayı tercih edenlerdenim. Bu kitabı ise ayaküstü alınca pek de iyi bir şey çıkmaz diye düşünmüştüm. Fakat kitap öyle akıcıydı ki sanki psikolojik polisiye bir film izliyormuşum gibiydi. Yazarın psikolog olması aralara bolca insan psikolojisi üzerine sözler serpiştirilmiş olmasını sağlamış. İşaretlediğim baya yer oldu kitapta. Fakat bazı yerlerde etkileyici cümle kurmak adına basite kaçan acemice yazılmış cümlelerde yok değildi. Olay örgüsü ise oldukça başarılı idi. Hiç ummadığım şekilde gelişti herşey. Tahmin edilebilir basit bir kurgu değildi kesinlikle. Çokca içimin acıdığı karakterler vardı. Hatta öyle ki kitaptaki herkesin kendisine ait travmaları vardı. Her Biri çocuklukta ekilmiş yetişkinlikte çok başka formlarda boy vermişti. Kimini kötü insana çevirmiş o koca koca travmalar, kimini ise mazlum birer hayat yorgununa. Kitapta verilmek istenen mesaj çok açık. Ailede doyurulmayan sevgi açlığı hayat boyu bir daha asla kapanmıyor... İnsanın yaşı büyüdükçe sevgisizliğin verdiği acı da büyüyor. Her çocuk sevilmeyi hak ediyor hemde deli gibi sevilmeyi... Sevilmeyen her insan başka kollarda arıyor kaybettiğini... Bizim toplumumuzda çok ilginç bişey var ki hala aklım almıyor bunu... Şımarmasın diye sevilmeyen çocuklar, alışmasın diye çiçek alınmayan kadınlar, hep ister diye kucağa alınmayan bebekler var bu toplumda... Bırakın alışsın ya... Bırakın kendisine çiçek alınmasına alışsın o kadınlar, bırakın