Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor.
1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz. Roman boyunca kırık , hüzünlü bir aşk hikâyesine tanık olacaksınız. Detaylar, ayrıntılar okuyucu kitaba bağımlı hale sokuyor, diyebilirim.
Dokuz yıl boyunca aşkına sadık, Füsun dan geleceğe yönelik olumlu bir ışık bekleyen Kemal, Füsun' un eşinden ayrılması ile bu mutluluğu yakaladığını düşünür. Ancak Füsun eski Füsun değildir… Sonu okuyucuya göre hüzünlü, Kemal,e göre "İster inanın ister inanmayın, bana acımaya devam edin isterseniz ama mutluyum. Bu hayat bana aitti ve canım nasıl istiyorsa öyle yaşadım. İyi ki böyle yaşadım." mesajı ile biten, mutluluğun yalnızca toplumun dayattığı şablonlara uyarak elde edilemeyeceğini ifade cümle ile biten Masumiyet Müzesi.. 1999 yılında müze yapma düşüncesi ile bir bina satın almış Orhan Pamuk. Ve kitapta Füsun'un oturduğu ev adresini verirken bu binanın adresini kullanmış. Füsun'un düşürdüğü kelebek figürlü küpeyi de müzenin logosuna taşımış. Füsun'u ziyaretlerinden topladığı 4213 adet sigara izmaritini, giydiklerini, takıları, mendili her şeyi biriktirmiş Kemal ve müzede hepsi