Çalışma ve performans toplumu özgür bir toplum değildir. Yeni zorlamalar üretir. En nihayetinde efendi ve köle diyalektiği, her bir insan tekinin hem özgür hem de boş zamana sahip olduğu o topluma yol açmaz. Daha ziyade, efendinin kendisinin de bir çalışan köle haline geldiği bir topluma doğru götürür. Bu zorlanma toplumunda herkes kendi çalışma kampını yanında taşır. Bu çalışma kampının özelliği, kişinin aynı anda hem mahkum, hem gardiyan, hem kurban, hem fail olmasıdır. Böylelikle kişi kendi kendini sömürür.
Günümüz toplumu artık Foucault’nun kliniklerden, tımarhanelerden, hapishanelerden, kışlalardan ve fabrikalardan oluşan disiplin toplumu değil. Bunların yerine fitness salonları, ofis kuleleri, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen laboratuvarlarından oluşan bambaşka bir toplum aldı. 21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, performans toplumudur. Sakinleri de artık “itaat özneleri” değil, performans özneleri olarak adlandırılıyor.
Samimiyetin yalandan, cesaretin kalleşlikten, cömertliğin bencillikten, yumuşaklık ve şefkatin şiddet ve acımasızlıktan, adaletin adaletsizlikten, sevginin nefretten daha değerli olduğunu düşünmek için gerçekten de Tanrıya inanmaya gereksinim duyar mısınız?