Andre Comte-Sponville

Andre Comte-Sponville

8.3/10
15 Kişi
·
33
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.578
Gösterim
Adı:
Andre Comte-Sponville
Tam adı:
André Comte-Sponville
Unvan:
Filozof
Doğum:
Paris, 12 Mart 1952
12 Mart 1952 Paris doğumlu, Fransız eğitimci ve filozof. Ateizm ve Materyalizm'i savunur. Felsefe derecesi alarak École Normale Superieure'ü bitirdi. Halen Sorbonne Üniversitesinde profesör olarak ders vermektedir. Büyük Erdemler Risalesi adlı kitabı Türkçeye çevrilmiştir. Diğer eserleri: Traité du désespoir et de la béatitude (1984-1988), Une éducation philosophique (1989), L'amour la solitude (1992), Valeur et Vérité (Etudes cyniques, 1994), Impromptus (1996),L'être temps (1999), Présentation de la philosophie (2000), Le bonheur désespérément (2000), A-t-on encore besoin d'une religion? (2003), L'esprit de l'athéisme (2006), Le capitalism est-il moral? Sur quelques ridicules et tyrannies de notre temps (2004) [Kapitalizm Ahlaki midir? Zamanımızın Kimi Gülünçlükleri ve Zorbalıkları Üzerine, çev. Dilek Yankaya, İletişim Yayınları, 2012], Le Sexe ni la mort: Trois essais sur l'amour et la sexualité(2012) [Cinsellik, Aşk ve Ölüm, çev. Canan Özatalay, İletişim Yayınları, 2013].
... kimsenin hatırlamadığı bir geçmiş bir hiç mi olur, tamamen bir hiç mi olur? Bu kadar basit değil. Çünkü, artık olmayan bir şeyin daha önce olmuş olduğu da bir gerçektir; ebedi bir gerçek. Kimse, üşüdüğü, acıktığı, korktuğu için Auschwitz'de ağlayan o küçük kızın, belki birkaç gün sonra, diyelim ki 1942'nin Aralık ayında gaz odasına gönderilmiş olan o kızın ne adını ne de yüzünü hatırlamıyor artık, çok uzun zaman önceydi; onu tanımış olan herkes öldü; hatta cesedi bile kayboldu; onun gözyaşlarını nasıl hatırlayabiliriz ki? Doğru. Ama vuku bulan bu olay gerçektir ve bugün onu kimse hatırlamıyor olsa da ya da yarın kimse hatırlamayacak olsa da ebediyen gerçek olarak kalır. Spinoza'nın dediği gibi gözyaşlarının her biri ebedi bir gerçek olarak kalır ve başka türlü bir hakikat olamaz. Bu, geçmişin her şeye rağmen var olduğunu mu gösterir? Hayır, çünkü şu hakikat vardır ve daima var olacaktır: Ebediyet, düşünce için gerçeğin her zaman şimdi olmasından başka bir şey değildir. Halen var olan, geçmiş değildir; geçmeyen hakikattir.
Üstteki birkaç satırı okudun. Bu, şimdiki zamanının, çabucak unutacağın küçük bir anından başka bir şey değildir. Yine de onları okumuş olduğun gerçek mi? Hiç şüphesiz; ama aynı zamanda onları çabucak unutacağın da gerçek... Üstelik, bütün hayatını hatırlamak zorunda olsan bu dakikalar da daha az geride kalmış değildir. Bu sayfaları yarın ya da on yıl sonra da okuyabilirsin ama asla, ilk okumandaki o önceki anı bulamazsın. Çünkü zaman sürüp gitmeyi, geçmeyi, değişmeyi bırakmamıştır ve gerçek gizem de budur: Şimdi, asla yitip gitmeksizin (çünkü devam etmektedir) her zaman yok olur (geçmişte). Bu gizem, geçmişin ne içine alabileceği, ne de yok edebileceği zamandır. Madem ki artık yok, geçmiş nasıl zaman olur? Madem ki hâlâ devam ediyor, zaman nasıl geçmiş olur?
Ölümüm benden yalnızca beni alacak; bundan dolayı benden her şeyi alacak ve benden hiçbir şey almayacak: Ortada, herhangi bir şeyi kaybedecek biri kalmadığına göre, başkalarının ölümü başka türlü gerçek, başka türlü duyarlı, başka türlü sancılıdır. Bu bizi ne yazık ki ona da karşı koymaktan alıkoymaz. Yas dediğimiz şey budur, Freud'un gösterdiği gibi, öncelikle kendi üzerinde bir çalışma olan, herkesin bildiği gibi zaman isteyen ve asla kimsenin varlıkla uzlaştırmayı başaramayacağı şey. Psikanaliz Denemeleri adlı eserinde Freud şöyle yazmıştı: "O eski özlü sözü hatırlayalım: Si vis pacem, para bellum. Barışı korumak istiyorsan savaş için silahlan. Bu sözü değiştirme zamanı: Si vis vitam, para mortem. Hayata tahammül edebilmek istiyorsan ölümü kabul etmeye hazır ol."
Birşey için sevmeyiz.
Ama sevince sevdiğimiz şey için yaşarız.
Sevginin amacı yoktur ama anlam yaratır.
Amacı yoktur ama yön verir.
Anlamı yoktur ama anlam kazandırır.
Milyonlarca insanı ölüme göndermeye bir yasa ya da karar yetiyor,ama “hiçbir karar ya da yasa tereyağının fiyatını düşürmeye kadir değil”! Genç insanlar boyun eğiyor ama piyasa eğmiyor da ondan.
Hayatı,bir anlamı olduğu için seviyor değiliz;hayat,biz onu sevdikçe anlam kazanıyor.
Ahlak ve erdem kavramlarının felsefi bir bakış açısından derinlemesine sorgulayan bir kitap. Sunuş kısmında çevirmen kitabın Fransa'da çok satanlar listesine girmesini yakın zamanda ahlaka duyulan ilgideki artışa bağlıyor.Ve yazarın bu ilgiyi ve ahlakın büyüsünü yitiren politikanın yerine geçmeye aday oluşunu da sorgulayan bir felsefeci olduğunu belirtiyor.
Yazar kendini dışarıdan fundamentalizmin içeriden ise nihilizmin kemirdiği bir Avrupa'nın tanrıtanımaz, materyalist bir düşünürü olarak tanınlıyor ve değerler ve erdemler üzerine yazarak ne kadar zor bir işi üstlendiğinin farkında.
Eserde öncelikle değer, erdem, ahlak ve politika kavramları ve bu kavramların birbirleriyle ilişkilerine değiniliyor. Sonra yazar erdemleri nezaketten başlayıp sevgi/aşk ile bitirecek şekilde - ki bu sıralama kasıtlı - 18 başlık halinde açıklıyor. Her bir erdemi açıklarken Yunan'dan günümüze kadar pek çok filozof, bilge, erm,ş ve azizin görüşlerine ayrıntılı bir biçimde yer veriyor ama sonuçta mutlaka kendi görüşlerini ön plana çıkarıyor. Bilinçli olarak sıralamaya nezaketle başlamış ve nezaketin aslında bir erdem olmadığını ama erdemli olmanın bir ön koşulu olduğunu belirtmiştir. Aslında sırayla takip ettiği tüm erdemler birbirinin koşuludur ve son olarak hakikat diye nitelediği ve tüm erdemleri kapsayan sevgi/aşk ile bitirmiştir ki bu bölüm bence en güzeliydi.
Ayrıca her erdemi sorgularken yazarın okurun karşısına çaşitli paradokslar çıkararak, öne sürdüğü tezleri çürüterek ve hangi davranışın erdemli sayılabileceğini ya da hangi koşullarda erdemli sayılabileceğini uzun uzun tartışıyor. Bu da okurun zihnini sürekli canlı tutyor ve düşünmeye zorluyor.
Yazarın fikirlerine en çok katıldığı filozoflar Spinoza ve Aristotales. dolayısıyla bu iki filozofun görüşlrine çokça yer veriyor. Ayrıca Tanrıtanımaz olduğunu pek çok yerde vurguluyor ve bazı çıkarımlarıyla da bunu destekliyor. Benim inançalarımla çelişen bazı bölümlerde zihnimde kendi teorimi geliştirmem gerekti belki de okumam bu yüzden uzun sürdü. Ek olarak olumsuz olarak aktarması gereken her durumda Hitler ve Nazileri örnek vermesi rahatsız ediciydi bence. Dünya'da geçmişte günümüzde acıya, işkenceye, zulme, katliama maruz kalan bunca topluluk varken sadece bir yerde kısaca Avrupa'nın sömürgelerine yüzeysel olarak değinmiş.
Davranışlarının sebeplerini, doğruluğu ve yanlışlığını sorgulayan herkesin okuması gereken bir kitap ama sadece bir başangıç. Umarım bizim ülkemizde de günün birinde böyle değerli konuları işleyen kitaplar çok satanlar listesine girer.
Kitabı bir arkadaşım yaş günüm de hediye etti uzun süre o bana baktı ben ona baktım. Daha sonra sayfalarını karıştırırken aşağıdaki bölüm ilgimi çekti.

Bıçağın erdemi ! Daha sonra yavaş yavaş sayfalar akmaya başladı .

Erdem, Yunanca “arete” yani iyi nitelikler demektir Latinler ise mükemmellik
DE VİRTUS derler.

Harekete geçen ya da geçebilen bir güçtür.
Örneğin, bir bitkinin ya da ilacın erdemi iyileştirmektir.
Bıçağın ki kesmek, insanın ki insanca istemek ya da davranmaktır.

İyi bıçak iyi kesebilendir, iyi reçete tedavide başarılı olabilendir.
İyi zehir öldürmede başarılı olanadır.
Katilin elindeki bıçak aşçının elindeki bıçaktan daha az erdemli olmaz. Mükemmel bıçak kötü adamın eline düştü diye mükemmelliğinden yitirmez.

Bundan sonrasını paylaştığım alıntılarda göreceksiniz. Şaşırtıcı öğretici .....
Kitabın yayınevine bir not olarak! Son formada, son 2 sayfa başka bir kitaptan tab edilmiş. Bu nedenle bitiremediğimi belirteyim! İletişim gibi bir yayınevi için kabul edemeyeceğim bir defo, maalesef!
Biraz geçmiş için, en çok da gelecek için yaşarız. Böylece hiç yaşamaz, ama yaşamayı umut ederiz.. ve kendimizi daima mutlu olmaya hazırladığımızdan asla mutlu olamamamız kaçınılmazdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Andre Comte-Sponville
Tam adı:
André Comte-Sponville
Unvan:
Filozof
Doğum:
Paris, 12 Mart 1952
12 Mart 1952 Paris doğumlu, Fransız eğitimci ve filozof. Ateizm ve Materyalizm'i savunur. Felsefe derecesi alarak École Normale Superieure'ü bitirdi. Halen Sorbonne Üniversitesinde profesör olarak ders vermektedir. Büyük Erdemler Risalesi adlı kitabı Türkçeye çevrilmiştir. Diğer eserleri: Traité du désespoir et de la béatitude (1984-1988), Une éducation philosophique (1989), L'amour la solitude (1992), Valeur et Vérité (Etudes cyniques, 1994), Impromptus (1996),L'être temps (1999), Présentation de la philosophie (2000), Le bonheur désespérément (2000), A-t-on encore besoin d'une religion? (2003), L'esprit de l'athéisme (2006), Le capitalism est-il moral? Sur quelques ridicules et tyrannies de notre temps (2004) [Kapitalizm Ahlaki midir? Zamanımızın Kimi Gülünçlükleri ve Zorbalıkları Üzerine, çev. Dilek Yankaya, İletişim Yayınları, 2012], Le Sexe ni la mort: Trois essais sur l'amour et la sexualité(2012) [Cinsellik, Aşk ve Ölüm, çev. Canan Özatalay, İletişim Yayınları, 2013].

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 33 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 67 okur okuyacak.