Şüphesiz her öykü insanın dimağında farklı bir tele dokunur ve dokunduğu yerde eşsiz tınısı yankılanır. Belki de bu yüzdendir öykülerin, romanlara kıyasla birbirinden farklı duyguları aynı anda yaşatması. Özellikle bizim edebiyatımızda öykü denince akla halkın içinden yani bizden karakterler ve samimi duygular gelir. Lakin bu öykü kitabı bazı yönleriyle çok farklıydı. Evet karakterler ve olaylar hayatın içinden, sıradan insanlar ve durumlardı. Ama yazarın benzersiz anlatımı her öykünün algılanış biçimini ve okurda bıraktığı izi bambaşka bir hisse indirgemişti.
Öyle ki; karakterlerin duyguları belli bir olay karşısında istikrar göstermekten ziyade, sürekli devinim halinde idi. Yazarın içsel ve ruhsal tavsirleri ile daha derin bir anlayış bicimi kazanan duygular, bir anda öykünün atmosferini değiştirebiliyordu. Sanki her karakterin içinde bir boşluk ve tam anlamlandıramadıkları, her an değişmeye hazır duygu halleri vardı. Yaşananlar ya da verilen tepkiler ne kadar sıradan ise o kadar etkileyici bir hâle dönüşüyordu. Ve sanki herkes birbirlerinin duygularından habersiz oldukları halde; hayatın içinde yanyana yürümeye devam ediyorlardı. Belki de çıktıkları yolculuklar onları bu zorunlu ya da tesadüfi birlikteliklere zorluyordu. Çünkü her hikayenin yolu farklı bir ülkeye, farklı bir kente ulaşıyordu. Hâl böyle olunca gezginlerin özgür ruh hallerini, karakterler üzerinde görmek de kaçınılmaz oluyor elbette.
Uzun yolculuklar, dostluklar, aşk, aile ve insan ilişkileri ve daha ne varsa hayata dair, hepsini bu kitapta bulmak mümkün. Ama tek bir farkla! Bize göre sıradan olan her sey; yazarın farklı ve derin anlatımı ile bambaşka bir form halinde çıkıyor karşımıza.
Her hikaye ile zamanın geçmiş ruhunda asılı kalan nice an'lara ve duygulara tanıklık edeceğiniz, yazarın