Erendiz Atasü

Erendiz Atasü

Yazar
8.1/10
97 Kişi
·
256
Okunma
·
38
Beğeni
·
2.661
Gösterim
Adı:
Erendiz Atasü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
1947’de Ankara’da dünyaya geldi. Öğretmen bir anne-babanın tek çocuğu olarak büyüdü. 1964’te Ankara Koleji’nden, 1968’de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede akademik yaşantısına devam etti. 1974’te doktor, 1980’de doçent, 1988’de profesör unvanlarını aldı. Farmakognozi dalında öğretim üyesi olarak 1997’e kadar çalıştı. 1997’de emekli oldu.

25 yaşında lisansüstü öğrencisi olarak gittiği Londra’da öykü yazmaya başladı.[1] Öykülerinde kadın sorunlarını işledi. İlk öyküsü 1981’de yayımlandı. O tarihten bu yana öyküleri Sanat Edebiyat'81, Düşün, Çağdaş Türk Dili, Varlık gibi dergilerde; edebiyat sorunları, kitaplar, kadın özgürlüğü, laik toplum ve Cumhuriyet devrimleri üzerine deneme, inceleme ve makaleleri Saçak, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Varlık, Pairüs gibi dergilerde, Cumhuriyet, Aydınlık gazetelerde yayımlanmaktadır.

Akademi Kitabevi’nin öykü yarışmasında birincilik kazanan öykü dosyası, 1983’te “Kadınlar da Vardır” adıyla kitaplaştı. Bu kitabı Lanetliler (1985), Dullara Yas Yakışır (1988), Onunla Güzeldim (1991) öykü kitapları izledi. Kimi öyküleri başka dillere çevrildi; Birleşik Kralıık, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Hollanda, İsviçre, İtalya, Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan’da yayımlanan öykü antolojilerinde yer aldı.

1991’de ilk romanı Dağın Öteki Yüzü yayımlandı. Bu eserle Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. 1997’de yayımlanan Taş Üstüne Gül Oyması öykü kitabı ile Yunus Nadi ve Orhan Kemal Armağanları’na, 2010’da Hayatın En Mutlu An’ı öykü kitabı ile Dünya Kitap ve Yunus Nadi Armağanları’na değer bulundu.
Yobazlıkla; sessiz kalarak, üzerimize alınmayarak, ödün vererek baş edemeyiz. Çünkü yobazın yalan ve iftira kapasitesi sonsuzdur; ve ödün yolunu seçerseniz sizi sürekli gerilemekte ve daralmakta olan bir savunma hattına hapseder.
Erendiz Atasü
Sayfa 34 - Can Yayınları
Bir erkeği onsuz bir eksiklik olunduğu için değil de onsuz da bir tümlük olunabildiği için sevmek daha güzel değil miydi?
Ölen kadının görünürdeki izlerini silmek kolaydı. Televizyonun üzerinde duran aile fotoğraflarını kaldırdın mı tamam.. Ama ya görünmeyenler? Bu evin her yerinde, her tahtasında, her örtüsündeydi..
Eski kadınlar hep güzeldi. Her şeye çok zaman vardı herhalde, güzelleşmeye de... Zamanı bölen aletler ve sesler yoktu henüz. Zır zır çalan telefon ; geceyi yutan televizyon icat olmamıştı daha. İcat olmuşsa da bize ulaşmamıştı. Günler daha uzun ve daha sessizdi. Çamaşır makinesi gürültüsü, mikser takırtısı yoktu evlerde. Sokaklarda araba homurtuları, korna cıyaklamaları yoktu. Dalga sesleri, kuş cıvıltıları, vapur düdükleri vardı.
Borazanlar çalarken, herkes pırıl pırıl üniforma içinde, caddeler çiçeklerle doluyken, "vatan için" laflarına inanmak kolaydır. Ölüm, sakatlık, işsizlik kol gezmeye başlayınca, çiçekler solup, üniformalar partallaşınca, "vatan" sözü anlamını yitirir.
Karınızı, kız evladınızı erkek saldırganlığından korumak için eve kapatırsınız, baskı altında tutarsınız. Bir yandan da 'erkeğin kınası, kadının yüzünün karası' anlayışıyla durmadan 'erkek adamın' sırtını sıvazlarsınız. Şark toplumlarında saldırgan hoş tutulur.
Erendiz Atasü
Sayfa 82 - Can Yayınları
Ve kadınlar oyunlarını kendileri yazmazlar, onlar için önceden yazılmış rollere çıkarlar. Ve yaşam boyu başkalarının kararlaştırdığı rolleri sürdürürler. Birer "oyun kişi" olup çıkarlar. Bu yapıntı kişiliğin gerisinde gerçek kimlikleri büyüyüp gelişmez, belki de ölüp gider. Oyuncu bile yok olur, geriye kostümlü bir yapıntı kalır.
Kadınların yaşamı budur işte. Onlar gerçeği arayamaz, bulsalar bile söyleyemezler, ne kocalarına, ne çocuklarına, ne patronlarına. Gerçek dudak yakar, cezalandırır onları.
Aşkımı yitirdiğimden kıymıyorum canıma ; o seksen yıl öncede kaldı. Dünya 20. yüzyıldan 21. yüzyıla dönerken ağır ağır, başka bir nedenle harakiri yapacağım. Kendimi yitirdiğim için öleceğim.
202 syf.
Adım Ferah. Emekliyim, 2 çocuk annesi ve bekarım. Hayır dul değil bekar. ‘’Dul’’ eşi ölenler için nüfusta uygun görülen medeni hal ibaresi artık.
Hani şu ‘’ dulun ambarı dolu dahi olsa bir çini buğday götürülmeli ‘’ tabirine uygun düşmeyen kadınlardanım.
Eşin ölürse bağlanan dulluk maaşı, ayrılırsan (sosyal gelirin yoksa ) alacağın nafaka harici herhangi bir ayrılık geliri olanlardan da değilim.
Sevmek ve anlamak yerine, garip , sevimli bir yaratık ama yalnız kadın dul yargılamalarının, çekinceli bakışlarının mağduruyum.
‘’Eksik etek’’ ,’’ delik boncuk yerde kalmaz ‘’ tanımlamalarını çekinmeden kullanabilen kadınların hemcinsiyim.
İnsanların yaşadığı hayatı , yaşamadığı halde biliyorcasına onları aşağılamanın , taciz etmenin ne çok yolları var.
Ben kimim, yaşadıklarımı ben mi seçtim? Gençtim, sevdim sevildim , mutluydum umutluydum. Yıllar geçti, sevdiğini sandığım adam, sevmekten vazgeçip hep başkalarının peşindeydi.
Ne yapmalıydım? Görmezden gelip yaptıklarını , belli etmeden sezdiğim zaaflarını , onun çapkınlıklarından kaynaklı bitmekte olan evliliği onarmak için çırpınıp duracak hatta bunları yaparken zayıflıklarını hissettirmeden , onun sayesinde ayrılmadım diye bir de teşekkür mü etmeliydim?
Kiminiz belki yadırgıyor kararımı, kiminiz çocukların hatırına, geçici sevdalardan muhakkak evliliğe dönüş yolunu bulacaktır erkek sabretmeliydin diyor. Kiminiz ise erkeği elinde tutmanın ( ne demekse elimde tutmak mülki hakkımcasına) yolunu bilemediysen kabahatli sensin diyor.
Yapamazdım yapamadım da. Ben kimim, neredeyim sorularından sonra kendimle olan mekanımda kendim olmayı seçtim.
Ardında bırakabilmenin, ayrılmanın , unutmanın aklımıza en çok da ruhumuza uygun bir zamanı vardır. Arkadaşlarınızdan, işinizden, yaşadığınız şehirlerden , eşinizden öyle bir an olur ki evlatlarınızdan , sevgilerinizden, ailenizden.
Zamanı gelince vazgeçmekten çekinmedim. Hayatı soluk almaktan ibaret saymadım. Yüklenilen rolleri görevim , mecburum diye yapmadım. Ne annelik, ne evlatlık, ne eşlik, ne de iş . Anneyim diye çocuklarımı sarmalarken kadınlıktan, kadınım diye de anneliğimden ödün vermedim ve duygularıma deri değiştirir gibi davranmadım.
Vazgeçmeyi başarabildiklerimle ruhumda, onurumda oluşacak çatlakların hiç birisine müsaade etmedim.
Kendimden vazgeçmedim..
Zaman akıp gidiyor; saçlarım ağarmaya başladı, kırışıklar ise gözle görülecek kadar belirginlikte.
Ayrıldıktan çok sonraki yıllarda birini sevdim sandım. Akıllı, merhametli iyi bir adamdı. ‘’Niyetimi sorgulama’’ dedi inandım. Çünkü inanmaya sevmeye çoktu ihtiyacım. Birlikte yürümeye kararlıydık, birbirimizin yaralarını sarmaya , gelecek kuracak adımlar atmaya.
Sonra birden bire ayrıldım ondan . Belki de hiç anlamadı neden ayrıldığımı , ya da ben anlatamadım vazgeçişimin sebeplerini.
Sadece bedenimdi istediği, herhangi bir eşyaya sahip olurcasına , yenisini alana değin zevk alacağı , yenisinden sonra bir köşeye atıp unutacağı , sorgulamamı istemediği niyetinin adı ona göre sevgi idi.
Herkes aynı geliyor , çevremdeki tüm erkekler şaşırtmıyor artık beni. Kalbim yeniden çarpar mı, yepyeni heyecanlarla atar mı , eğri bakışlardan , sahte duygulardan arınmış adamlar ile yolumuz kesişir mi bilmiyorum.
Kalbimden geçirdiğim tüm güzel şeylerin çoğunun başıma gelmesini hayat engelledi belki ama nelerden vazgeçmem gerektiğini , kendim olmamın sevincini öğretti.
Biraz da gelelim kitaba;
Sahafları gezerken işletmeciliğini yaptığı kendisi de Yurdal Işık yazar olan tavsiyesi üzerine tanıştım bu kitapla ve Erendüz Atasü'nün diğer kitaplarıyla. Çok fazla okunan bir yazar değil ama ben anlatımını , öykülerindeki yaşanmışlıkları çok sevdim bu vesile ile Yurdal Işık'a teşekkür ederim.
Kitabın adına bakarak sadece dulluk öyküleri olduğu algılanmasın.
Yıllar sonra karşılaşan iki eski sevgilinin yeniden birlikte olma umutlarının sınandığı, eşi kanserden ölen bir adamın ikinci evliliğin taraflarının ve adamın çocuklarının acındıran duyguları, bir yasak aşk heyecanının kabul edilebilir geçerliliği, alkol bağımlısı bir boya ustasından beklenmeyecek şekilde duyulan güvenin boşa çıkmayışı, güven duyulan bir bahçıvanın aslında nasıl da merhamet simsarı olduğu, aşık olduğu kızın bir Türkle evlenmesine seyirci kalmak zorunda olan Simon’un inadı, Çanakkale savaşında eşlerini kaybeden bir Türk ve İngiliz kadının hissettikleri, bir tıp öğrencisi kızın geçmişinin sorgulandığı , Madam Buttefly operasının yeniden yazıldığında ülkeler arası siyasi acılarının sebeplerinin , alevi Sevgi ile sünni Köksal’ın umdukları ama yaşamak zorunda kaldıkları hayatları ve üç kadının yaşamlarının anlatıldığı, anlatılırken terk edilen aşklardan, vazgeçen sevgililerden ve dönem dönem siyasi darbelerin, yaşanılan sıkıntılı yılların da çok güzel ifade edildiği toplam on dört öykü var.
Geçmişte kalan özlemler, vazgeçmek zorunda kaldıklarımız, vazgeçenlerimiz, terk edenlerimiz ya da mecburiyetlerimiz. Olmak istediğimiz yerde miyiz yoksa olunması istenilen yerlerde? Sorgulamak , didiklemek istiyorsanız şöyle bir yaşanmışlıklarınızı okumanızı tavsiye ederim
Keyifli okumalar.
296 syf.
Anlayamıyorum..
Okudukça nelerden mahrum kalıyoruz, nelere anlamsızca bağlanıyoruz çok daha iyi fark ediyorum. Türk edebiyatına ise verdiğimiz değerin bir hayli az olduğunu görüyorum. Kalıplaşmış isimlerin peşini kovalamaya, sadece insanlardan görüp araştırma yapmadan, kendimize “okur” sıfatını yüklemeye ne kadar da alışmışız. Acımasız oldum galiba, her neyse.

Erendiz Atasü’nün kitaplarının, adlarını sayamadığım birçok ülkenin dillerine çevrildiğini, oranın öykü antolojilerinde yer aldığını biliyor muydunuz? Bilmiyor olabilirsiniz çünkü bu sitede sadece 91 okunması var.

Kendisini üniversite yıllarımda Dün ve Ferda kitabıyla tanımıştım. Fakat ben de hayırsız çıkmış olacağım ki diğer kitaplarını elime almaya onca yıl sonra başladım.

Erendiz Atasü tam bir Cumhuriyet kadını, vatanının sevdalısı..
Kadınlara olan bakış açısıyla gönlümde taht kurmuştur. “Ben kadınım, bunları yazamam” gibi düşünceler barındırmamış, kadın ana temalı öykülerinde cinselliği asla geri plana atmamıştır. Ataerkil toplum yapımızda, erkeğin kadına olan duruşunu iyisiyle kötüsüyle yazmıştır. Öykülerinde asla kadınları ezik göstermemiş, yaşadıkları acılar sonucu hep dik tutmaya çalışmıştır. Sadece sorunlar değil elbette, aşkı da yaşatmış, o sevdanın güzelliğinden de bahsetmiştir. Konularında zaten hep yer edinmiştir.

O SENİN BEDENİN, DOKUN ONA, ÇEKİNME, KENDİNDEN UTANMA!

“Boncuklar gibi oynadığım sözcüklere... Diziyor, bozuyor, yeniden diziyor, dilediğim renklere boyuyordum onları... Gücüme hayrandım.” (Sayfa: 17)

Gerçekten de Atasü, kelimelerle adeta dans ediyor. Karakter tahlilleri, imgeleme yeteneği üst düzeyde. Okuduğunuz bir paragrafın anında gözünüzde canlanma olasılığı ise çok yüksek. Yazdıklarını resmen yaşıyorsunuz ve bu sebeplerden ötürü sayfaları okumak sizi yorabiliyor. O yüzden sakin sakin, acele etmeden, kelimeleri ruhunuza katarak okumak gerekiyor..

Ha bu arada unutmadan şunu da söyleyeyim Atasü çok fazla üç nokta kullanıyor. Bazen boğulacak gibi oldum yalan söylemeyeceğim. İşte o zamanlarda bir ara verip soluklanın.

Öykülerinde karakterlere rol model aldırdığı kadınları dünya edebiyatının güçlü kadınlarından seçiyor.
Virginia Woolf, Ruth Berlau, Camille Claudel bu kitapta benim gözüme çarpanlar.

Onunla Güzeldim ve Uçu aslında iki ayrı kitap. Tamamını birden okumak sizi yorabilir, ara verebilirsiniz. Ama bu işte okuyucudan okuyucuya göre değişiyor.

Kitabın içinde senaryolardan tutun mektuplaşmalara kadar örnekler var. Dolu dolu...

Öylülerinin içine ülke sorunlarından, muhafazakar kesimden, devrimden, Cumhuriyet öncesi ve sonrası halkın durumundan, popüler kültürün bizde yarattığı tahribattan, kadınlardan, hepsinden azar azar serpiştirmiştir.

Daha ne diyeyim? Hep aynı isimleri görmekten öyle sıkıldım ki. Tanıyın Erendiz Atasü’yü.. Tanıyın ve görün kadının gücünü.
186 syf.
·Puan vermedi
Birkaç yıl önce okumuş ve inceleme yazma fırsatı bulamamıştım. Kitabın dili sade ve akıcı. Kitap herbiri kadınlar hakkında olan sekiz hikâyeden oluşuyor. Okunabilir bir kitap.
155 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Erendiz Atasü yü çok yıllar önce bir panelde dinledim. Daha sonrasında tanışma ve sohbet imkanı bulduğum için kendimi çok şanslı görüyorum. Alçakgönüllülüğü, duruşu, konuşması... inanilmaz etkileyici bir yazar. Gelelim İncir Ağacının Ölümü öykü kitabına:

İncir Ağacının Ölümü’ndeki öyküler 2000’ler Türkiye’sinin bozuk ve aksak
yönlerini ortaya koymaktadır. Kitap, “Gülünesi Öyküler”, “Buruk Öyküler” ve
“Karanlık Öyküler” olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır
Kitapta sırasıyla “İncir Ağacının Ölümü Üzerine Tuhaf Bir Soruşturma”,
“Kapıcı Zebercet’in Önlenemeyen Yükselişi”, “Beyaz Fil”, “Operada Bir Gece”,
“Aynı Şarkı”, “Sır”, “Hayat Bir Rüyadır”, “Özlemek”, “Torun”, “Kayma” ve
“Yeryüzü Mutluluğu” öyküleri yer almaktadır.
Her bir öykü hayatımıza dokunuyor, içine alıyor.
208 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabın her bölümü birbirinden bağımsız 8 farklı kadını anlatıyor. Erendiz Atasü, bu kadınların sosyal hayattaki rollerinden bahsediyor. Farklı yaş grubundaki farklı statüdeki kadınların Çektiği zorluklar, ruhsal bunalımları vb.
Yazar kadınları tahlil ederken (kendisi de kadın olması hasebiyle) hedefi tam ortadan vurmuş. Hangi sayfayı okusam, kadınız işte aynen böyle düşünüyoruz, dedim.
304 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Öykü kitaplarıyla tanıdığım Erendiz Atasü’den ilk kez bir roman okudum.Dağın Öteki Yüzü zaten yazarın ilk romanıymış ve 1996 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü’nü almış.
Otobiyografik özellikler taşıyan roman bir dönem romanı.
Atatürkçülük coşkusunu yaşayan bir kuşağın ( Erendiz Atasü’nün annesinin kuşağı) öyküsünü anlatıyor Erendiz Atasü.
Atatürk’ün eğitim için yurt dışına yolladığı gençlerden biri olan Vicdan ( Erendiz Atasü’nün annesinden esinlenerek yaratılmış bir karakter) ile arkadaşı Nefise birbirlerine karşıt kişilikler.Vicdan Atatürk gençliğinin tüm ideallerini yaşamının her alanında yaşatan bir karakterken, Nefise bireyselliğinin peşinde koşuyor.
Vicdan’ın kardeşleri, Reha ve Burhan asker kökenli.Vicdan ve Nefise’de olduğu gibi birbirine zıt karakterler.
Küçük kardeş Cumhur da asker.Kore Savaşı’na katılıp, sakat kalır.
Kitabın kronolojik bir anlatımı olmaması (1930’lar ve 1950’ler iç içe geçmiş) beni okurken yordu.Zaman zaman anlatıdan kopmama neden oldu.
Vicdan’ın kocası Raik de karısı ile aynı ülkülere sahip.
Kurgunun büyük bir bölümü mektuplar üzerine oturtulmuş.Cumhur’un Kore Savaşı sırasında yazdığı mektuplar etkileyiciydi.Kore şiirlerine Vicdan’ın düştüğü notlar ise sağlam bir dönem eleştirisiydi.

Bu kitaptan beklentim çok yüksekti.Kurguyu sevemedim.
216 syf.
·Beğendi·8/10
Erendiz Atasü, edebiyatımızın öykü ve roman türlerinde başarılı eserler yazmış ancak ne yazık ki birçok çevrenin hala adını bilmediği güçlü kalemlerinden biridir. Atasü’nün eserlerinin çoğunda fenimizme ait esintiler görülür. “Dün ve Ferda” da ise Atasü, her ne kadar feminist yönler taşıyan bir karakter yaratmış olsa da daha çok sosyalizmin eşiğinde dolanan bir kadın var etmiştir. Ferda her türlü özgürlüğü elinde bulunduran bir erkeğin yaşam hakkına sahip ne varsa elde etmiş olan feminist bir kadındır. Ancak Ferda kendi haklarını bir mücadele ile elde eden ve buna dikkat çeken bir özellik göstermez. Esasında Atasü, onun feminist yönüne çok da vurgu yapmamaktadır.
Ferda, romanda daha çok yaşadıkları; onun yaşadıkları karşısında aldığı tutum, bir insan olarak ayakta kalma çabaları ile gözler önüne serilir. Daha da öze indirgeyecek olursak Ferda’nın yenik bir sosyalist ya da dönek bir sosyalist oluşu ya da olumsuz bir feminist olması değil – onun kadın olarak hayat karşısındaki zorlukları da değil – bir insan olarak ayakta kalma çabasını okuruz.
Gelecek anlamına gelen Ferda kelimesi romanın ana karakterinin ismidir. Eserde Ferda karakterinin dün’ü ve gelecek’i arasında köprü kurularak başından geçenler anlatılmaktadır. Eczacılık Fakültesi mezunu olan Ferda, 21 yaşında üniversiteyi bitirip aynı üniversitede de hocası Hürriyet Berkman’ın katkısıyla – her ne kadar Hürriyet Berkman’ın hocası Kazım Beyazıt buna karşı çıksa da – asistanlığa başlar. Kazım Beyazıt ile Hürriyet Berkman arasında ideolojik olarak sürekli anlaşmazlıklar vardır. Hürriyet Berkman Türkiye İşçi Partisi sevdalısı, sosyalizm sempatizanı biri olduğundan Kazım Beyazıt ile bir çatışma içerisindedir.
Sonuç olarak Dün ve Ferda, hangi ideolojik olarak hangi tarafta olursa olsun başaramamış insanların hikayesini anlattı. Kazım Beyazıt, İlim Yayma Cemiyeti’nin bir ferdi olsa da geçici zevklerine yenilip Ferda gibi sol zihniyetin aşılandığı yeniyetme bir asistanla üç yıl boyunca düşüp kalktı. Selim yani oğlu onun adına daha büyük bir başarısızlıktı. Selim’i solculara kaptırmıştı.
296 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Erendiz Atasü'den iki öykü kitabını birleştirmiş Can Yayınları. İçinde çok başarılı insanı içine çeken ve bazıları çok katmanlı ama anlaşılabilir öyküler var. Tarzı bambaşka ve gösterişli dili sade, okunabilir.
186 syf.
·2 günde
Daha önce ismini duymadığım yazar; bu kitabıyla ün yapmıştır.
Kitabın içinde 8 öykü var ve her biri kadınlar hakkında.. Kadınların çektikleri sıkıntıları anlatmış bir bakıma. Ama yazar bunu öyle bir anlatmış ki okurken sizi sıkmıyor ve mesajlarını sıkmadan veriyor.. Açıkçası bu kitabı okuduktan sonra feministik duygularım biraz kabarmış olabilir. Son olarak kitabı severek okudum, okunmalı..okutulmalı
328 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Her geçen gün feminist bilincim bileniyor; çünkü neredeyse her gün -hiç abartısız- cinsime yapılmış bir haksızlığı öğreniyorum, ya da yapılana tanık oluyorum; kimi kez böyle şeyler bizzat başıma geliyor!Ancak, bireyin sosyal haklarının yadsındığı, tekelci kapitalizmin iki yüzyıl öncesinin "vahşi kapitalizmine" azgınlaştığı bu "yeni imparatorluk" çağında, feminizmin kekemeleştiğini görmez değilim.Bu beni üzüyor.İki yüz küsur yaşındaki feminizm, doğduğu dönemin öncesine ait amansız bir kitle sömürüsünün teknolojik cicilerle bezenmiş bir türünün karşısında!Kadınlığın özgül sorunlarının gündemden silinme riskini göze almadan, 21. yüzyıl başının postmodern sömürüsüne nasıl karşı durmalı? Belki kitaptaki kimi yazılar, okuru bu soru üstüne düşündürebilir.Sorunun henüz bilemediğimiz yanıtı gerçekten mühim!" ( syf 14)
Böyle söylüyor Erendiz Atasü, "Kadınlığım, Yazarlığım, Yurdum" kitabının önsözünde.
Yazarlığının 20. yılında yayımlanan bu kitapta, kadınlığa, kadın yazar olmaya, ülkemizdeki ( kendisinin de içinde bulunduğu) feminist harekete değiniyor Erendiz Atasü.
Geçen aydan yarım kalan kitaplarımdan biriydi bu kitap.İlgiyle, düşünceden düşünceye savrularak okudum.️

Yazarın biyografisi

Adı:
Erendiz Atasü
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1947
1947’de Ankara’da dünyaya geldi. Öğretmen bir anne-babanın tek çocuğu olarak büyüdü. 1964’te Ankara Koleji’nden, 1968’de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede akademik yaşantısına devam etti. 1974’te doktor, 1980’de doçent, 1988’de profesör unvanlarını aldı. Farmakognozi dalında öğretim üyesi olarak 1997’e kadar çalıştı. 1997’de emekli oldu.

25 yaşında lisansüstü öğrencisi olarak gittiği Londra’da öykü yazmaya başladı.[1] Öykülerinde kadın sorunlarını işledi. İlk öyküsü 1981’de yayımlandı. O tarihten bu yana öyküleri Sanat Edebiyat'81, Düşün, Çağdaş Türk Dili, Varlık gibi dergilerde; edebiyat sorunları, kitaplar, kadın özgürlüğü, laik toplum ve Cumhuriyet devrimleri üzerine deneme, inceleme ve makaleleri Saçak, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Varlık, Pairüs gibi dergilerde, Cumhuriyet, Aydınlık gazetelerde yayımlanmaktadır.

Akademi Kitabevi’nin öykü yarışmasında birincilik kazanan öykü dosyası, 1983’te “Kadınlar da Vardır” adıyla kitaplaştı. Bu kitabı Lanetliler (1985), Dullara Yas Yakışır (1988), Onunla Güzeldim (1991) öykü kitapları izledi. Kimi öyküleri başka dillere çevrildi; Birleşik Kralıık, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Hollanda, İsviçre, İtalya, Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan’da yayımlanan öykü antolojilerinde yer aldı.

1991’de ilk romanı Dağın Öteki Yüzü yayımlandı. Bu eserle Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. 1997’de yayımlanan Taş Üstüne Gül Oyması öykü kitabı ile Yunus Nadi ve Orhan Kemal Armağanları’na, 2010’da Hayatın En Mutlu An’ı öykü kitabı ile Dünya Kitap ve Yunus Nadi Armağanları’na değer bulundu.

Yazar istatistikleri

  • 38 okur beğendi.
  • 256 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 266 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.