Profesör de Endymion gibi kaderini bilmekten korkuyordu.
Hayat bilinmez olmalıydı; nasıl yaşayacağını, ne zaman kaza geçireceğini, hangi hastalıklara yakalanacağını, nasıl öleceğini bilen bir insan, Endymion'un kaderini paylaşıyor demekti ve dünyadaki hiçbir ölümlü, bu yükü taşıyamazdı.
İstanbul bir Avrupa kenti gibi organik biçimde gelişmiyordu. Aynen New York gibi, her cins insanın harman olduğu, zengin ile yoksulun, rafine ile barbarın bir arada yaşadığı bir şehirdi.
Uzakdoğu öğretileri, Zen budizmi, Tao felsefesi de öyle söylemiyor muydu zaten: "Bırak hayat bir nehir gibi aksın; olumlu düşünki her şey olumlu olsun; dünyadaki kötü-lüklerin kaynağı olumsuz düşünmektir."