Bu gece yer, yer yer yarılıyor ve ne yazık ki utanan da utanmayan da yerin dibine giriyor. Masumlar da suçlularla birlikte bedel ödüyor o tekinsiz yığıntılara. Şimdi ne soluk yüzlerde umut ne gözlerde ışık ara...
İnsaf, vicdan, ahlak gibi mukaddes değerlerini az bir menfaate satanlar; etüt, demir, çimento, statik, dinamik gibi müspet ilim unsurlarının da hakkını gasp ettiler.
"Hadi Esma Sultan hadi! Uyu artık. Uzun yola gideceğiz."
Bu son cümleden sonra derin bir sukutun içine düştüler. Bir süre sonra da o sukutun daha koyusuna uykuya daldılar. Takvimler artık 17 Ağustos 1999 'u gösteriyordu. Uyumadan önce gözlerinde parlayan mutluluk ve umudun ışığı bir müddet daha yüzlerini aydınlattı.
Başlarda ne köylüydü ne kentliydi gece kondu. Öyle iki arada bir deredeydi. Toprağa atılan mıknatısa eklemlenen metalik parçacıklar gibi dört bir yandan şehrin eteklerine tutundu önce. Sonra da kentsel dönüşerek şehirler tarafından yutuldu.