“Bugünün yarını da var , bu duygular da geçecek.”
Bu cümle kitabın genel özeti diyebilirim.Diğer okumuş olduğum kitaplardan farklı olarak yazar burada okuyucu ile kendi yaşadıklarını paylaşıp sanki sizinle dertleşiyor.
Öncelikle kitabın kapağındaki renk paletleri hoşuma gittiği ve kitabın adı da dikkatimi çektiği için bir yolculuk kitabı olarak aldım yanıbaşıma ve yolculuğum bitti kitapta bitti diyebilirim.Kitabın içeriği uzun bir hikaye ya da roman değil de aksine kısa kısa notların,cümlelerin olduğu güzel bir kitap olmuş .
Kitabın genel konusu şöyle yazarın ağır depresyon geçirdiği ve intihara meyilli olduğu dönemlerde yaşadıklarını en şeffaf biçimde yazar birebir kendi anlatmıştır. Burada aslında paylaşım ve kendi tecrübelerinden o süreçleri nasıl atlattığı, depresyon yönetimini,insan ilişkilerini en önemlisi insanın kendi ile olan ilişkisini ele almış.
Hayatımızda bazı davranış kalıplarını kendimize yabancı olacak şekilde hayatımıza yerleştirmemizin aslında birilerine göre birilerinin takdirini almak için yaşama durumuna gelme noktasının herkesin başına gelebilecek bir durum olduğu insanın kendisini er ya da geç bulacağını bahsetmiş.
Her sayfasında şunu çok hissettim , “üzülme ilerde mutlu olacağın çok güzel şeyler olacak bu zamanları hatırlayacaksın.”
“ Aşktan nasibi olan insan yedi kat toprağın altından bile çıkıp maşukuna kavuşur. Aşkın üzerini örtmeye ne toprağın gücü yeter ne taşın.”
Okuduğumuz her kitap kendi zamanını bekler ve zamanı geldiğinde okumamızı istercesine kendi varlığını hissettirir.. Benim için doğru zaman ve doğru duygu durumum ile aklı selim okumamı sağladı.
Gelelim kitabın konusuna , Orhan adında karakterin babasının ölümünden sonra annesi ile sürdürdüğü çatışma, babasının ölümünden dolayı annesi tarafından suçlanma, anlaşamamazlık, karşılıksız kalbinde büyüttüğü sevdiği kadın Firdevs, babası ölmesine rağmen onun hatıralarını yaşatıp aklına geldikçe sevgisiz ve annesine kötü davranıldığı zamanları hala canlı yaşatması bir döngüye itmiş ve kendi mesleğini bile icra edememe durumuna neden olmuş...Bir süre işine ara verdikten sonra kendini evine kapatan aynı evin içinde annesi bile olsa da uzak kalıp bir odada aklında aylardır göremediği Firdevs'i düşünerek , rüyalarında görerek sevgisini canlı tutan Orhan'ın bir gün arkadaşı Kenan'ın aramasıyla hayatında radikal bir değişikliğe ve ivmeye gideceğini nereden bilebilirdik ki?
Asıl hikaye bundan sonra başlıyor kitabın ilerleyen sayfalarda kitap kendini okutturuyor o yüzden sabırlı olup asıl meselenin geleceğini düşünüp bekleyin ve devam edin derim eğer okursanız veya okumayı düşünüyorsanız bir küçük tavsiye...
Kenan Orhan'a ''Saklı kuyu'' adında bir yerden bahsetmesi ve kendisinin oraya gidemeyeceği için boş kalan dairesinde misafir olarak kalıp kafasını dinleyebileceği ve her şeyden biraz uzaklaşırsa ona iyi geleceğini söyler ve Orhan başta tereddütte kalsa ve saçma bile gelse de böyle bir teklif , içinden bir ses buralardan gitmek ve bambaşka bir yerde bir inzivanın hiçte kötü olmayacağını düşünmeye başlar. Giderken yolda yaşadığı zorluklar,