“ Aşktan nasibi olan insan yedi kat toprağın altından bile çıkıp maşukuna kavuşur. Aşkın üzerini örtmeye ne toprağın gücü yeter ne taşın.”
Okuduğumuz her kitap kendi zamanını bekler ve zamanı geldiğinde okumamızı istercesine kendi varlığını hissettirir.. Benim için doğru zaman ve doğru duygu durumum ile aklı selim okumamı sağladı.
Gelelim kitabın konusuna , Orhan adında karakterin babasının ölümünden sonra annesi ile sürdürdüğü çatışma, babasının ölümünden dolayı annesi tarafından suçlanma, anlaşamamazlık, karşılıksız kalbinde büyüttüğü sevdiği kadın Firdevs, babası ölmesine rağmen onun hatıralarını yaşatıp aklına geldikçe sevgisiz ve annesine kötü davranıldığı zamanları hala canlı yaşatması bir döngüye itmiş ve kendi mesleğini bile icra edememe durumuna neden olmuş...Bir süre işine ara verdikten sonra kendini evine kapatan aynı evin içinde annesi bile olsa da uzak kalıp bir odada aklında aylardır göremediği Firdevs'i düşünerek , rüyalarında görerek sevgisini canlı tutan Orhan'ın bir gün arkadaşı Kenan'ın aramasıyla hayatında radikal bir değişikliğe ve ivmeye gideceğini nereden bilebilirdik ki?
Asıl hikaye bundan sonra başlıyor kitabın ilerleyen sayfalarda kitap kendini okutturuyor o yüzden sabırlı olup asıl meselenin geleceğini düşünüp bekleyin ve devam edin derim eğer okursanız veya okumayı düşünüyorsanız bir küçük tavsiye...
Kenan Orhan'a ''Saklı kuyu'' adında bir yerden bahsetmesi ve kendisinin oraya gidemeyeceği için boş kalan dairesinde misafir olarak kalıp kafasını dinleyebileceği ve her şeyden biraz uzaklaşırsa ona iyi geleceğini söyler ve Orhan başta tereddütte kalsa ve saçma bile gelse de böyle bir teklif , içinden bir ses buralardan gitmek ve bambaşka bir yerde bir inzivanın hiçte kötü olmayacağını düşünmeye başlar. Giderken yolda yaşadığı zorluklar,