En fazla ne kadar süre aç kaldınız??
Nazınız geçtiği bir yakınıza kapris yapıp birkaç saat mi?
Yoksa akşam ziyafete davetli olduğunuz için öğle yemeğini mi atladınız?
Ya da inancınız gereği oruç tutup en fazla 15 saat mi??
Hiç zorunluluk yüzünden aç kaldınız mı? Kasaptan köpeğiniz için kemik isteyip, karanlık köşelerde kemirdiniz mi?
Hiç zorunluluk yüzünden günlerce aç kaldınız mı? Elinizin parmağını ısırıp emdiniz mi?
Birebir yakın çevremizde yoktur belki de ancak; aynı havayı soluduğumuz şu dünyada maalesef bu ve buna benzer nice olaylar yaşanmış, yaşanıyor ve yaşanacak.
Bir taraftaki çocuklar, çikolatanın markasını süt oranını sorgularken; diğer taraftaki çocuklar içecek su bulamıyor.
Birilerimiz saçma diyet peşinde kalori hesabı yapıp, bir dilim pastadan bir çatal alıp çöp yaparken; kimileri topraktan pasta yapıp kendini ve çevresini avutuyor.
Adaletsiz dünyanın işleri...
Roman kahramanımız, ceket düğmesini satacak kadar aç ve sefil ancak kimseden yardım almayacak kadar gururlu.
Karşısına rasgele çıkan insanları dalgaya alacak kadar umursamaz, kimseyi kendine denk görmeyecek kadar kibirli ancak bir çocuğun kapısına pasta bırakıp, gözleri yaşlı izleyecek kadar merhametli bir insan.
1890 yılında monolog tarzıyla yazılan kitabımız bir biyografik roman. Hamsun kitapları basılmadan yaşadığı günleri satırlara dökmüş. Monolog tarzını haz etmeme rağmen, kitap gayet akıcı ve anlaşılırdı.
Talaş çiğnemekten, kumaş kemirmeye, yırtık ayakkabıdan parklarda yatmaya kadar yaşanan açlık ve sefaleti okurken hissetmeme rağmen, bariz bir rahatsızlık yaşamadım, ajitasyon yoktu, okuyucuyada o gurur yansıtılmıstı. Behçet Necatigil'in muhteşem çevirisini es geçmemek gerekiyor okunacaksa kesinlikle bu çeviri okunmalı.
Zaman zaman yaşanılan ortak olaylar dolayısıyla favori kitabım