Burcu

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ise daima iç işlerle uğraştıkları, dış Türklerin varlığını unutur hale geldikleri için gözler önündeki bu drama seyirci kalmışlar, ellerindeki İstanbul Rumları ve Patrikhane gibi iki kuvvetli koz olduğu halde hiçbir şey yapamamışlardır. Demokrat Parti zamanında bir aralık, dış görünüş bakımından düzelmiş olan Türk-Yunan münasebetleri dolayısı ile Batı Trakya'da bir " Celal Bayar Lisesi" açılmış, Türkiye'den öğretmenler gitmiş, fakat bunların hepsi bir aldatmacadan ileri geçememiştir. Azınlıkların devletler arasındaki dostluklara engel olduğu malumdur Bu iki devletteki azınlıklarda, siyasi münasebetleri, aynı sebeple aynı neticeye götürmektedir. Resmi Gazete'de sık sık görülen "vatandaşlıktan çıkarılanlar" listelerinde Türkiyeli Rumlar büyük bir yekun tutmaktadır. Papa Eftim taifesi olan ve Türk aslından gelen küçük bir Ortodoks topluluğu dışında, bu Rumlar'dan Türkiye'ye hiçbir hayır gelmeyeceğini herkes bilmektedir. Yani Türklerle Yunanlıların dost olmasına imkan yoktur. Nato ittifakı gibi siyasi mecburiyetler bile bu dostluğu sağlayamamıştır. Yunandan dost olmayacağına göre de Türk siyasetinin oradaki Türkleri düşünmek ve kurtarmak bakımından yeniden ayarlanması lazımdır. Türkiye'nin hattı hareketi dişe diş, göze göz prensibine göre olmalı, Batı Trakya'dan ürkütülen her Türk'e karşılık İmroz ve Bozcaada ile İstanbul'dan aynı sayıda Rum ürkütülerek Türkiye'den çıkmaya mecbur edilmelidir. Yunanlılar, Türkleri hangi usul ve bahanelerle çıkarıyorsa Türklerde Rumları aynı usul ve bahanelerle kapı dışarı etmelidir.
Reklam
Hangi partiye mensup olursa olsun, bütün Yunan hükümetleri Türklere her türlü baskı yaparak memleketten kaçırmanın yollarını bulmuşlar, türlü kanunlar çıkararak Türklerin topraklarını çok ucuza almayı başarmışlar, bu toprakları Yunanlıları yerleştirerek ve onları iktisaden Türklerden üstün kılarak Batı Trakya'dan Türklüğü silme yoluna girmişlerdir.
Bugün Yunanistan denilen devlette, " yunanlı " denen ve eski Helenler'in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan kültürü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar'dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz. Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan'ın, hem de Bizans'ın devam ve torunları saymak gibi gülünç bir tezadın içinde, Megalo İdea'nın hülyasıyla sarhoş bir topluluktur. B zans'ın eski Yunan'la kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihi bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırılıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medeni Yunan'ın devamını tahayyül eden Batılıların maddi ve manevi yardımlarıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sosyal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır. Yunanistan'ın haksız yere desteklenmesinin son örneğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türklerinin öldürülmeye kadar varan kıyıcılıklardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye'de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur. NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur : ikisi de NATO'nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan'a göre, ölçülemeyecek kadar güçlüdür. Bu ikisinden birini feda etmek gerektiği zaman akıl, mantık ve askeri zihniyet Yunanistan'ın feda edilmesini gerektirir. Bu tıpkı savaşta bir tümen için bir taburun gözden çıkarılmasına benzer. Amerika'nın bu basit gerçekten gaflet etmesine tabii imkan yoktur. Sebep, yukarda da
Tutsak Türk Elleri ve onun Osman Batur gibi binlerce şehidi dururken, Zenci Lumumba'ya, Hoşi-minh'e, Mao'ya destan düzenlere lânet olsun. Milletin büyük yarını ve övüncüyle uğraşmak dururken işçi gündeliklerini hayatın en mühim meselesi haline getirmek isteyen solaklara lânet olsun. Türk ırkının yüceliği ortada iken “Ben hilâli bir Çingene ile yükseltirim” diyen yobaz köpeği susturmayan haysiyetsiz profesöre lânet olsun!
Dünyanın en kalabalık olan, belki 850 milyonluk, belki bir milyarlık Çin'deki Türkler ise daha mühim bir tehlike ile karşı karşıyadır: Bu geniş topraklara Türkler'in birkaç katı Çinli yerleştirilmesi... Fakat tabiat kuvvetleri Türkler'i korumakta, Çin Türkistan'ında Çinliler yaşayamamaktadır. Yaşayıp üreseler bile, orada bir tek Türk kalmasa bile günün birinde o Kunlar ve Uygurlar diyarı onlardan yine alınıp Türkleştirilecektir. İçinde Türk nüfusu kalmadı diye tarihî mirasları bırakacak değiliz. Bugün Kırım'da da Türk yok ama Kırım bizimdir. Günün birinde mutlaka kurtarılacaktır. O Türkler'i unutmayız. Unutamayız. Bir aile, nasıl gurbette veya uzakta olmakla bir ferdini unutmazsa, bir millet de başka hakimiyetler altında yaşayan kardeşlerini öylece unutamaz. Bu sebeple nerede olurlarsa olsunlar bütün Türkler'i düşünmek, onların acı ve sevinçlerine ortak olmak, iyiliklerini istemek ve günün birinde bütün Türkler'in birleşeceklerini düşünerek bu uğurda çalışmak her Türk'ün vazifesidir.
Reklam