Uzun zamandır içimde durduramadığım bir his beni tekrardan bu kapının önüne sürüklüyordu. Bu kapı yani Rauf Beyle beni dünyaya bağlayan bu kapı, ölümle yaşam arasında gidip geldiğim bu sırlı kapı ,içimde fırtınalar koparken beni öfkemden korkusun diye ettiğim duaların bir ilmek gibi bu kapıya işlendiği ruhuma çiviler çakılırken gözleriminin ,ellerimin ve bütün uvuzlarımın bu kapının eşiğinde yitip gittiği ve her tıklanışta tüylerimin beynime kadar titreştiği o kapının eşiğindeyim. Rauf Beyin kapıyı açtıktan sonra ki o eski uyarlıklardan kalma gözlerine bakıyorum, ilaç kokulu odalara girer girmez ruhuma mengene gibi işlenen fotoğraflara bakıyorum .Bilge diyorum üç kez Rauf Beyin gözü doluyor , Münevver Hanım mutfaktan geliyor Semiha mıydı yoksa aklım karışıyor elime bir mektup tutuşturuyor oku diyor oku;
Mektup bittikten sonra Bilge diyorum
uzun zamandır uyuyamıyorum, her gün rüyalarımda aynı besteyi, aynı melodiyi,aynı besteyi görüyorum, uzun uzun yürüşler yapıyorum, ne kadar eğlenirsem değişmiyor sanki kafamda bir ses Bilge senden bile ağır basıyor o beste ,o melodi,o beste susmuyor sen gittikten sonra ruhuma suuru üfleyen o kutret yiyip bitiyor içimi,seni aklımla düşünürken o beste kalbimin el değmeyen yerlerinden bir karanfil gibi yeşeriyor anlatamıyorum, oysa sen olsan anlardın , nefes alışlarımı bile kontrol edemiyorum , Olmuyor Bilge ayaklarım beni bir balkonun ucuna götürürken başım dönüyor