Başladığım kitabı muhakkak bitirme huyum olmasa mümkün değil son sayfaya ulaşmazdı parmaklarım. Pala’nın bu kadar acemice yazdığı başka bir romanına denk gelmemiştim. Her ne kadar birbirinden farklı olayları karakterlerle bir arada tutmaya çalışmış ise de aradaki kopukluklar, zaman zaman okuyucuya ders verme ( Doğu- Batı çatışması) gayreti, divan şiirini ve mazmunlarını araya sıkıştırması vs gibi durumlar beni kitaptan oldukça soğuttu. Heykel, sır ve harita ile ilgili kısımlar ise sanki Simyacının hikayesi ile birleşecek gibiydi. “İstanbul’ da aşk Babil’ de ölümün” yazarı bu macerası ile benim için hayal kırıklığıydı.
Ü. Tamer; “Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.” diyor bir şiirinde. S. Karakoç; “Ah beni vursalar, bir kuş yerine.” diye cevap veriyor bu dizeye. M. Altıok tartışmayı şöyle bitiriyor; “Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın,
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım.”