Ama o evler içinde bir tanesi gerçekten evdir. İnsan gözlerini kapatıp belleğin kapılarını açtığında ve eve dair bir şeyler anımsadığında, hep o evin kapısından içeri girer. Ve geriye dönüp baktığında evim diyebildiği tek ev, o ev olur.
Abartarak… İçilen bir bardak biranın hazzını, yakalanan bir pokemonu, dinlenen birkaç şarkıyı, basit bir el ele tutuşmayı, kaçamak bir bakışmayı abartarak ve ölçüsüzce mutlu olarak. N’apcaz ki başka? Yoksa neden öldürmeyelim kendimizi?
Kafka, “Abartıyorum, çünkü anlaşılmak istiyorum” demişti. Biz de abartıyoruz, ben de abartıyorum. Abartacak bir şey bile bulamadığım günlerin gecelerindeyse kendimi yatağa gömmek ve ertesi gün kalkmamak istiyorum.
Bizim gibi çocukluk trenini kaçırıp yolu çoktan ortalayanlar için gerçek mutluluk o kadar ulaşılmaz geliyor ki, delirmemek için yapabileceğimiz tek şeyi yapıyoruz. Abartıyoruz!