Hayat önümde sonsuz bir düşmanlık, acımasızlık zinciri gibi boş şeyler elde etmek için sürdürülen bitmek bilmez, iğrenç bir savaş gibi hızla çözülüyordu. Benim istediğim yalnızca kitaplardı, gözümde başka hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Önümde duvar gibi bir soru yükselmişti: Nasıl olur? Eğer hayat yeryüzünde sürekli mutluluk için verilen bir savaşsa, merhamet ve sevgi bu savaşın başarıya ulaşmasına engel değil midir?
Gelişim dediğin, insanın kendini avutması için uydurulmuş bir şeydir! Hayat mantıksızlıktır, hiçbir anlamı yoktur. Kölelik olmadan gelişme olmaz; çoğunluğun azınlığa boyun eğmesi olmasa insanlık olduğu yerde sayar. Hayatımızı, işimizi büyütmekten başka bir şey yaptığımız yok... Fabrikalar, makineler daha çok ne yapmak için varlar? Daha fazla makine yapmak için... Aptallıktır bu! Giderek çoğalıyor işçiler, oysa bizim yalnızca köylüye, tahıl üreticisine ihtiyacımız var. Doğadan emeğimizle alabileceğimiz yalnızca tahıldır. İnsana ne kadar az şey gerekliyse, o kadar mutludur, ne kadar fazla şey istiyorsa da o kadar özgür değildir.