Yine açlıkla cennetin kapısını ısrarla çalınız. Bunun mükafatı, Allah yolunda cihad edenin mükâfatına denktir. Allah katında açlık ve susuzluk çekmekten daha sevimli bir ibadet yoktur. Karnını tıka-basa doldurarak ibadet lezzetini kaybeden kimse göklerdeki melekût âlemine giremez."
Hz. Ebu Bekir (r.a) şöyle buyuruyor; "Allah'a ibadet etmenin tadına varayım diye Müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim. Allah'a kavuşmak şevki ile kanasıya içmedim. Çünkü çok yemek, az ibadete sebep olur, insan çok yiyince vücudu ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, âzâları gevşer. Böyle bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur" Minhacil-Abidin'de böyle denilmiştir.
Lokman-ı Hekim şöyle demişti; "Oğlum! Uykuda ve yemekte ölçüyü kaçırma. Çünkü çok yiyip çok uyuyanlar; kıyamet gününe, sâlih amel yönünden eli boş varırlar." Münyetil-Müthi'de böyle denilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;
"Çok yiyip içerek kalbi öldürmeyin. Çünkü çok sulanmış bitkinin kuruması gibi oburluk da kalbi öldürür."
Yine anlatıldığına göre Malik ibni Dinar ölümü ile nihayetlenen en son hastalığı sırasında canı, içine sıcak çörek doğranmış bir bardak ballı süt ister, hizmetçisi istediğini ona bulup getirir. Malik Ballı sütü eline alır bir gün bir müddet sonra bakar ve; ey nefis 30 sene sabrettim, şimdi bir saatlik ömrüm kaldı diyerek bardağı yere atar. Böylece nefsinin isteğine karşı direnerek can verir.
Cüneydi Bağdadi der ki; bela, ariflerin kandili, müritlerin uyarıcısı, müminlerin silahı ve gafillerin helak olma sebebidir. Başına bela gelip de hoşnutluk ve sabır göstermedikçe hiç kimse imana tadına varamaz
Başına bir bela geldiği zaman bana sığınan kulun, daha o hiçbir istekte bulunmadan, dileğini yerine getirir ve daha yalvarmadan duasını kabul ederim. Buna karşılık başına bir bela geldiği zaman bana değil de varlıklardan birine sığınan kulun yüzüne bütün gökyüzü kapılarını kilitlerim