Büyüyünce kütüphaneci olmak istiyordum. İşleri hem kolay hem de güzeldi. Çünkü kimse kitap okumuyordu; dünyanın tüm okunmamış, kapağı açılmamış, okunmak, dile gelip hayat bulmak için bekleyen kitapları bana kalacaktı.
Gerçek hayattansa kitaplardaki dünyada yaşamak bana daha güzel geliyordu. Kitaplar yalnızlar içindi çünkü. Dışarıdaki gerçek hayat onları avutamadığı için okuyordu insanlar.
Bazı insanlar vardır; istemeden sizi hikayelerine, yaralarına, geçmişlerinden kalan boşluklarına ortak ederler. Ne kadar direnirsem direneyim onun hikayesini sırtımı dönemedim.
Dünya hafta sonnuu nasıl geçireceğini bilmeyen milyonlarca yalnızdan oluşuyordu ama bu yalnızlar ordusu bir türlü bir araya gelemiyordu. Oysa bizim sayımız yalnız olmayanlardan fazlaydı. Eğlenmeyi, güzel bir hafta geçirmeyi herkesten çok biz hak ediyorduk. Ama ne yaparsak yapalım onlar gibi olamıyorduk.
Gidemiyordum. Ömrüm bu şehirde hep aynı çemberin içinde dönüp durmaya yazgılıydı sanki. Her şeyden biraz kalmıştı bana. Hiçbir zaman tam olamıyordum. Başladığım yere geri dönüyordum hep. Zamanın ve ömrün sonsuz çemberinde kötü bir kapana kısılmış gibiydim.