Beni ne mahvediyor biliyormusun ay ışığım hiç hayalimin olmaması. Ne yarınlara umut var içimde ne de gelecek kaygısı.Çoğu zaman ağır geliyor ay ışığım, sessiz gecelerin tavana takılan boş bakışlarda sonlanması. Ne kadar da zormuş ay ışığım zifiri gecelerde göz kamaştıran güneşin umulması..
-Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım ay ışığı, sende yolumu aydınlatmıyorsun artık. Hani güneş batarken sana emanet etmişti ışığını, niye çekiyorsun karabuluttan perdelerini. Yer, gök zifiri artık ay ışığı, bulamıyor kimse insanlığını.
Yaşamın en değişik zamanıydı
Bir boşluk mu yoksa bir arafmı
Düşünen bir akılmıydı zahirde
Düşündürmeye çalışan bir korkumu
Bilinenler bilinmez mi olmuştu
Kaygılar, yalanlar ve riyakarlar
Düzensiz bir düzenmi doğmuştu
Çaresiz sanılan bir hayat yüzünden
Kaçıncı gecede kaçıncı günde
Ve hatta hangi hecede çıkar sessiz ve onurlu bir ahh
Yıllarımı götürür yoksa yollarımı bir bedeni
Dert yüküyle sarmalandığı duraklara
Yaşam veya hayat neydi bize bahşedilen
Hangisiydi bizi gönülden korkulara sürükleyen
sorum sana ey gönül neydi boşa geçirilen
Nereye yetişmekti geçmişin sırtına yüklü iken
Senden geçti ey gönül seslenme boşa geçmişe
Zahirini heba ettin necis bir korku için
zülmettin bu akla körelttin bu kalbi
Saygısız bir düşünce hissiz bir umutla
senden geçti ey gönül yapma bunu kendine
bahşedilmiş bir hayatı sığdırdın korkak bir yaşama..
Geleceğim meçhul diyordu serseri oysaki geçmişi bir o kadar açık ve kirliydi. Siyah, bir renk değildi onun geçmişinde hoşlandığı, zevk aldığı, üzüldüğü, hırslandığı ve yaşamına dair her ne varsa siyahtı onun için.